8 Haziran 2026

YORGUN GEMİCİ

Yorgun bir gemiciydim artık
ambarlarım boşalmış, 
beni sürükleyen rüzgarlar dinmişti.
Fırtınalardan kurtarmıştım kaç kere sizi.

Ama bilmiyordunuz, 
yelkenlerim delik deşikti,
İplerim kopuk,  tahtalarım eskimişti
Yorgun bir gemiciydim artık
Hatırlayın gençliğimi.


Güveninizi kazanmıştım bir kere, 
son bir sefer daha derdiniz, gemici.
Bana kalsa sizin kadar isterdim dönmeyi 
ama yelkenlerim delik deşikti, 
iplerim kopuk, tahtalarım eskimişti.

KELEBEK



Bir kelebek 
kurtuldu avuçlarımdan
havalanıp gitti
elimde sıcaklığı

Bir kelebek 
kurtuldu avuçlarımdan
kısacık bir ömre 
sığdırdı bu kaçışı.

MASAL

Size melekleri anlatırdım
Hiç yalan bilmezlerdi 
Nehirlerin öykülerini dinlediniz 
Geceleri korkmazdınız perilerden
Düşler kurmayı öğrettim size
Beyaz bir yelken açmayı denizlere
Dağ çiçeklerinin adlarını
Kıyılardan uzaklara bakmayı öğrettim
Yalnızlığı ve
Yok etmeyi değil
Sadece melekleri anlattım size

ÖLÜMSÜZ KELEBEK

Nerededir bilmiyorum,
Bir kuş konuyorsa
Bir gölün üstüne,
Nazlı bir çiçek açıyordur belki
Bir dağın eteğinde.

Nerededir bilmiyorum,
Bir nehir akıyorsa
Ömrünce aradığı denize,
Bir kelebek değiyordur belki
Batan güneşin rengine.

DELİKLİ ÇINAR

Bıraktığım gibi  kalmış meydan
Cami avlusunda delikli çınar
Sessiz kumrular
Namaz vaktini bekleyen yaşlılar
Durgun palmiye ağaçları
Aynı rüzgârda sallanıyorlar. 

5 Haziran 2026

ÖZGÜRLÜK ALEVİ

Bilmez miyim hiç 

Böyle akmış suları yurdumun

gökyüzünden indiğinden beri

Düş yıldızları süslemiş gençliğini


Ağlamak yakışmazdı onlara

Bilmezlerdi yenildik demeyi 

Gözlerinde solmayan güller karşılardı sizi

Bakmayın siz çatlamış ellerine

Sabırla yontulmuş bir onurdu kalan izleri


Bilmez miyim hiç

bir ömür sığdı onların gençliğine 

Son nefeslerinde bağırdılar 

Alabildiğine bağımsızlık

Alabildiğine özgürlük  diye

SON GÜLÜMSEME

Saçlarımda çoğalan beyazlarım

tek başına yürümenin esintisinde

Rengi soluk bir sabaha uyandım

sevecen yalnızlığım evde.


Soluksuz güller mezarlığında

son bakışları gidenlerin.

Yaşlandık hep beraber sonunda

Şikayet etmiyorum halimden.


Kuytu bir kahvede 

seyre dalıyorum batan güneşi

Kızıla boyanmış denizde

Son bir gülümsemeyle arkasından.


22 Mayıs 2026

BOŞALDI ZEHİR

Çıktın paltonu giymeden

yaramıza

tuz basılmış

kurtulsun diye zehirden. 


Kurşun kadar ağır hava

düşerken kaldırıma

omzundaki ürkek güvercin

kanın aktı usulca.


Yalnız bırakmadık seni

biriktik başında

yağmur yağdı mumlar üstüne

sönmedi bütün gece.


O sabah

cadde böyle kalabalık 

coşku görmemişti

çoğalmıştı

beklenen aydınlık.


İçimizden boşaldı zehir

böyle yakıyordu işte

yaramızı.




(*) Hrant Dink için yazılmış eski bir şiirim.

9 Mayıs 2026

UMUT BİR KELEBEKTİR


Bazen umut 

kozasından çıkan bir kelebeği andırır

Bir kurtuluşun rengi 

gökyüzüne havalanan


Sonra küçük bir kız çocuğunun 

gözlerinden yürür bir oyun bahçesine

Tutmak istersiniz kanatlarından


Tutulmaz ki 

konar uzak bir yaprağa

Yakalanmaz ki 

umut sadece yaşanır 



7 Mayıs 2026

ONLAR İÇİN AĞIT



Rahat uyanabilir mi insan sabaha

Oturup içinizden şiir yazmak geçer mi 

bir hücreye kapatarak kendinizi, 

sessizce ağlar mısınız yoksa.


Nelere göğüs germiş

katlanmışlarsa onlar

birikmiş bir acı çanağından 

gün yüzüne dökülür şimdi.


Kaybetmenin acısı 

onları geri getirmez

bir yük gibi omuzlarda taşınır. 

Yaşadıklarımız da aynı acıları hatırlatıyor şimdi

parçalara dağılarak yayılıyor içimize.


Nasıl bir nefretti

Nasıl bir öfkeydi bu 

diye soruyorsunuz 

İnsanlığın kör noktalarını saklıyor içinde. 


Hapisde haksızca yatanlar

Tutsak bırakılan seçilmişler

Özgürlüğünü kullanamayan gazeteciler

Savunma yapamayan avukatlar...


rahat uyanabilir mi insan sabaha.

umutlu olmaktan korkarcasına.




1 Mayıs 2026

YAŞLI ADAM VE OĞLU


Yaşlı adamla elinden tuttuğu engelli oğlu

yürüyorlardı parkta 

Boyu babasından uzundu

O fotoğrafı kalbime sakladım

bir hikayenin küllerinde gizlenen keder

başka nasıl anlatılırdı ki?


21 Mart 2026

MUTLU BİR TIRTIL


İyi ki yaşlandım 
kabuğunu çatlatan 
bir tırtıl gibi dut yaprağında
bugünleri de gördüm
merhaba dedim gökyüzüne 


İlk öpücüğümü verir gibi sevgilime
zamansız bir yolculukta
soludum havayı 
kar buz fırtına ne varsa 


Farkındalık huyum hep aynı
Yani memnunum hayatımdan
Dut yaprağında  bir tırtılım sonunda
Bir kelebek olup 
uçup gideceğim sonra


7 Şubat 2026

O BENİM BABAMDI



Akşam karanlığı basınca 

şehir kulübünde biriç oynardı babam

Dünden farkı yoktu yarınların

zamanın gölgesinde geçerdi günler


Sonra iyice yalnızlaştı şehir kulübü 

haham efendi ile fransızcadan 

tercümeler yaparlardı uzak bir köşede

Çekilmiş sularda kaybolan bir sevda mıydı yüzündeki 

Belki bu yüzden kesmezdi bıyıklarını


Korkardı bildiklerini unutmaktan, hata yapmaktan

bu yüzden bıraktı avukatlık yapmayı

Masalardan toplardı içilmiş sigaraları 

içine çekerdi geçmişin dumanını 


Eve dönüşünde durmuş kalbi 

Son hali silinmedi aklımdan

gözlerini kapamıştı belki eskiden beri





6 Şubat 2026

TELAŞSIZ BİR YAPRAK

 

kendimi görüyorum sanki

arkadaşımın yüzündeki çizgilere bakarken

konuşmuyoruz şimdi bunları

bozmuyoruz ılık bir kış gününün keyfini

sanki yeniden yeşermiş dallarımız 

ve sanki gökyüzünden düştüğünden beri 

başka bir dünya içindi umutlarımız


her şeyin kolayı var

yaşlanmayı kabullenmeden

yaşlandık diyoruz çekinmeden 

aramızdan ayrılanları konuşuyoruz

neler eksik kaldı demeden 

yeni buluşmalar için hatıraları yaşatıyoruz 

bıkıp usanmadan


yarın herkes burada olacak, gel diyor

bakıyorum yaprakları hala yeşil ağaçarın

belki diyorum bir çok bilinmezi saklayarak 

neden olmasın her şeyin bir kolayı var

telaşsız bir yaprak düşüyor ağaçtan


havanın soğuğu iniyor dizlerime

vedalaşıyorım arkadaşımla

yürümek iyi geliyor bana

her şeyin bir kolayı var

canlanıyor içimde başka bir buluşma


21 Ocak 2026

AYVALIK’DA ŞENLİK VAR


Kış geldi mi ayvalıkda 

nergis çiçeklerinden sepetler

bir çelenk gibi doldurur 

denize inen sokakları 


Beklenen sevinçler yakındır

çünkü üstüne yağmış

zeytin ağaçlarından yeşiller

Yelken açan tekneler 

gitmeye hazırdır 

mis kokulu adalara


Bir bulut olsan da gelip 

görsen ayvalığı 

Rüzgar çekilmiştir aradan

öpülesi kokular sarmıştır her yanı

Bitimsiz bir yazdan kalmış sanki

sarı sıcak nergisler

mutluluğun resmini yapar




11 Ocak 2026

BABAMA MEKTUBUM

Keşke ben biraz daha genç olsaydım

sen de erken ölmeseydin baba.

Babalar gününde benim de 

kutladığım bir babam olsaydı keşke.


Seninle aynı fikirlerde olmasak da 

neler konuşur, neleri tartışırdık.

Sana son yazdıklarımı okumayı,

görüşünü öğrenmeyi o kadar çok isterdim ki. 


Gençken itirazlarıma kızardın.

Benim için endişelendiğini şimdi anlıyorum.

Senin yerine kendimi,

karşıma da çocuğumu koysaydım 

ben de aynı şeyleri söylerdim ona.


İkimiz de ne çok kahrını çektik bu ülkenin değil mi ?

Üstelik yalnızlık nedir bilirdin.

Senden öğrendim.

Hiç pişmanım dediğini duymadım bilirdim.

İşini en iyi yapan bir kaç avukattan biriydin

ne kadar çok gurur duyardım,

yüzüne karşı hiç söyleyemedim.


Biliyor musun baba, 

sana duyduğum hayranlığım sonra daha da arttı.

Sizler o taşra kentinde  bir vaha gibiydiniz

genç avukatların gözünde.

Yıllar sonra baro odasında hala asılı duran cüppeni görünce  

daha iyi anladım bunu. 

Belki yaşarken kimse söylememiştir sana hayranlığını

ama oğlun olduğumu öğrenince

biraz mahçup ve üzgün bir yüzle  

"Behzat beyin oğlusunuz, öyle mi" diyenlerin şaşırmış bakışlarından anladım bunu.

Ama oğlun olmayı asıl önemli yapan  bunların da ötesindeydi. 

Hatırlar mısın,  

bana bir daktilo almıştın durup dururken, 

çok şaşırmıştım. 

Böyle sürprizler yapmayı severdin hep.

O daktilo hala odamın bir köşesinde duruyor baba, 

artık kullanmasam da. 

Bu hediyeyi alınca yazmayı sevdirmiştin bana.

Yazma merakımı  ilk sen anlamıştın.  


Verdiğin ödevleri hiç unutmuyorum. 

Parti bildirilerini bana yazdırman,

yapacağın konuşmaları düzeltmemi istemene kadar,

duyduğun güven için sana teşekkür ediyorum baba. 


Ah baba, sana hayranlığım kadar 

öfkeli olduğum şeyler de vardı elbet. 

Ama bunları tekrarlamanın zamanı çoktan geçti, 

farkındayım. 

Bunları yanına geldiğimde konuşuruz artık.  

Babalar günün kutlu olsun sevgili Babam.


Akın Güre

30 Aralık 2025

TEPETAKLAK BİR MAVİ


tepetaklak bir maviyim artık

çocukluğumdan fırlamış bir çelik gibi

çomağı tutan kim?

yaşımı gizledim bir ağacın oyuğuna

hayatımın iki kıyısı var

eski şarkılar söylenir bir  kıyıda

yorgun yolculukları hatırlatır

seyrettim gençliğimi

elini tuttuğum kadınım yanımda


uzun sürer sandım yılların geçmesi

anlamadan alıştım yaşlı yüzüme

hayatımın iki kıyısı var

bisikletimle çekilmiş fotoğrafım var birinde

diğerinde sonbahar yokuşundayım

korkmuştum kocamıştı ağaçlar


her kıyı başka bir alemdi 

tepetaklak bir maviydim şimdi 

geldiğim kıyıda razı oldum her şeye 

başka bir kıyı yokmuş meğer



29 Kasım 2025

EYLÜL KÜLLERİ

 


Kırk üç yıl geçti aradan

kırk üç yaşında şimdi kızımız.

Hayatımızı oyan o boşlukta düğümlenmiş soluğumuz

kaçımız düştü pençelerine

kaç kere kanlar boşalmıştı kaç kere.


Evdeki silahın yerini sormuştu asker

-hatırlarsın hemen yanımızdaydın kucağında kızımızla-

istediği cevabı vermezsem

sizi de götürmekle tehdit ediyordu karşımda

çatal bakışlarıyla.


Sustum kabaran öfkemle

askerlerin ayaklarında ezildi ev.

Birbirimize dokunduk gözlerimizle

anlatmak zor hatırlamak kadar zor şimdi

daha sütlerin akıyordu memelerinden

izliyordun olup biteni sessizce.


Büyük bir yaranın açılmış ağzından,

kızaran gözlerinden anladım acını.

Yerlere serili kitapların

üzerlerinde darbenin kirli çizmeleri

bütün yazdığım şiirler alındı elimden

külleri kaldı ne yazık.


Kötü bir kış mevsimiydi hiçlik ve yoksunluk adına

ben sen o’yduk

binlerce ellerimiz bağlı

bomboş bir göktü üstümüzde ağaran

sonrası üstümüze yağan bir gece

böyle toplandık evlerden darbe sabahında.


Sen bana ömrümü anlatsana omzumda başın,

kızlarımızı anlat

nasıl yalnız kaldığınızı

çaresizim diyordun

biliyorum bölünmüş haldeydik

ama aklım sizdeydi

sesin gözlerinden işliyordu içime

ne olacağız diye sorma.


O sabah biten şarkılar akıyordu Meriç'in sularında

söğütlerin başı eğilmiş düşünceli bir karamsarlıkla

gözlerim bağlı iki sorguç arasında.

Şiirlerim mi ?

Buldukları bir tek onlardı ellerinde

umutlarım kayıp gitmiş bulutlardı uzaklara.


Gözlerindeki öfkeyi gördüm

aralarındaki konuşmalardan anlıyordum

enseme dayanmış bir silaha benziyordu yüzleri

ama yıldırmıyordu sabrımı

kınından çıkmış bir kılıç gibi yanıtlamıştım soruları.


Günler ağır bir yükü çekerek geçiyordu önümden

fırtına kırmış dallarını ağacın,

nasıl yeşersin ki bir daha

bir çöle bırakılmış göçebe halimizle

kendi alevimizde yanıyorduk.


Seni aramadım sanma, dizlerim kanıyordu

kaç kere geçtim evimizin önünden hayalimde.

Arkamdan kesmişsin unutmak için

hala aynı kızıla boyadığın saçlarını

hangi duvarda asılı resimlerimiz

eylülün küllerinden bunları bulabildim

susuzluğumun renginden sunmak için sana.



Ayvalık, 2023

20 Kasım 2025

GECENİN UZUN YOLCULUKLARI

 

Bu gece yanıp sönen bir yıldız gibi 

sularına gömülmüş seyreden 

yüklü bir gemi geçti boğazdan

kavuştu açık denizlere.

Ben ve geceye tanık bütün yıldızlar 

uğurladık onu.


Her sevincin bir dal tutuşu,

hayata tırmanışı vardır.

Ben gemilerle konuşmayı sevdim bu yüzden.

Bu yüzden sevdim bazen yalnızlığı

uzak sevinçlerin uzun yolculuklarını.


Bir gün açar elbet gülleri bahçenizin

değerlidir tek başına kalmak da

hele bir gemi geçiyorsa karşınızda.


YAPRAK HIŞIRTISI

Çaresiz, yazgıma razıydım

anlamı değişmişti

uçuşan imgelerin

adı yoktu gülün renginin.

Başka bir suyun kenarında

yeniden var etmeyecekti

neyi öğrenmek istesem

en çok neyi sevmeyi.

Yalnız eski sözler kalacaktı geriye

bir avuç toprak kadar 

yaprak hışırtısından bir geceye.


BELKİLER

 

Belki çok sonraları 

Başka çocukların yeşerdikleri yerlerde

Hayat bilinmez karanlıklardan 

Yeryüzüne inebilir yine.


Görülmeyen denizlere ulaşılır

Meraklı bir bulutun peşinde

Başlayabilir benzer bir hikaye.


Bu kesin bir gerçektir diyemem 

Belkiler sıralanıyor aklımın köşesinde 

Şimdilik önümdeki baharı hayal ediyorum sadece

Başlayan 

Leyleklerin dönüşüyle.




MEŞELİĞİN SEVİNCİ

Hatırlıyordum çocukluğumun balkonunda

sarkan gökyüzünün sevincini

Sokağın yüzü alabildiğine güneşti

meşeliğin derin sarhoşluğu gibi.

Coşkulu sularında yıkanmıştı 

özlemlerin peşinde kovalamaca.

Bütün suçlarım o zamandan kalma

kaçıp gittim sonra bulutların toplandığı yerlere

çocukluğumun rüzgarını yükledim sırtıma.

Yalnızlık çöllerinde büyüttüm sevdalarımı

İşte o yüzdendir hırçınlığım 

köpük köpük denizlerde.


 


YAŞAMANIN AĞIRLIĞI


Tuhaf bir ağırlığı var yaşamanın 

yorgun olsa da kanatlarım

Zindanı dolduran sabırda


Acının kardeşliği vardır

Dokunduğum gökte

düşmeyi göze aldığım uçurumda


Koşar yardıma güldeki soluğum

Beni büyüten toprağın

suyun gücüdür bu


Katlanmayı öğrenmenin ağırlığı var

kaybettiklerimin yokluğunda

Işığın fısıldaması geceye

açmayı bekleyen çiçekte gizlidir

Buradan yeşerecek sana.



19 Kasım 2025

SOL YANIMIN YARASI

Hangi meydana boşaldı kanları sor

Sol yanın yarası nerede gizli

Nereye gömüldü acılar

Böyle yazılmış davanın yazgısı

Böyle anılacaklar


Onlar ki vurulan alaca geyiklerdi

Kaçıp gitmediler

Çünkü önce vurulanlar

Kalır ayakta yalnız

Gerisi lafügüzaftır

DÜŞEN UÇURTMA

Telefon direğinde

parçalanmış uçurtmayı gösterdim ona

yıllardır takılıydı aynı yerde.

Uçurtmaya sor, dedim

akıllı bir çocuk edasıyla,

o biliyor her şeyi. 

Annemin verdiği ip

direğin ucunda asılıydı hala

kırık çıtaları aşağıya sarkmıştı

bana  benziyordu tıpkı

gökyüzünden düştüğümden beri.



14 Kasım 2025

ÇOCUKLUK VE BAŞKA ŞEYLER

Çocukluk masal gibidir 

Dallarına tırmanınca ağacın

        sevgilinle buluşmaya gidersin

Yanağına bir öpücük kondurmaya.

Bırakın uyumalıyım şimdi

Sevgilim girecek birazdan rüyama. 


Uçurtmamın kuyruğunda döner durur dünya 

Dengemi bozmayın, 

Neşem engin yolculuğunda bulutların

Bir gün buralardan gideceğim

Beni zorlamayın fazla.


İstediğiniz gibi olmadım

Trenler geçer uzaklardan çocukluğum gibi

Köprüler geçit verir kalbime

Sessizce başını dayamış omzuma 

O kızın saçlarını unutamadım.


Işıklar hep yanar gözlerimi yumunca

Rahat bırakın beni.

Soğuk gecelerde ortalık geç aydınlanırdı

Razıydım olacaklara 

Ben uzakları düşlerimde giyindim 

Ayaklarının üzerinde dur derdiniz

              durdum ya!

Şimşekleri, fırtınaları doldurdum bavuluma

Siz kafamı karıştırmayın daha.


Kesilmiş ağaçları dağılmış bahçem

Soğuktu ayaklarınız çarşaflara sarılı

Bir gece ansızın yıldızlar karardı

Kendimi aradım uzaklarda 

Çağırdınız da gelmedim mi?


8 Kasım 2025

HUZUR

Hiçliğin ortasında başka bir alemdeydim

başka bir gökyüzünün altında

kitabelere kazılmıştı anılar

İsimlerini aradım açan çiçeklerde

yeniden doğmuşçasına, 

belki hiç gitmemişlerdi

sessiz bir yel uçuşuyordu tenimde


Üzülmedim böyle görünce onları 

öyle dingin, 

sere serpe 

huzur veren tasasız bir işveyle

kıpırtısız bir hayat 

sinmişti her yere


Rüzgarların uğultusu kesilmişti birden

taş ses çıkarmıyordu düştüğü yerde

ama duyulur gibiyidi, 

yalnız değildik

dalları yeşermiş 

boylanmıştı ağaçlar

Korkular uçup gitmiş,  

derin bir sükut vardı ortalıkta

ölümsüzlük müydü bu kavuşma


Anladım ki yaşadığımız ne varsa 

buraya toplanmıştı, 

şu zamansız mekana

hem çocukluğumdu 

hem bir yaşlıydım yanlarında


Eğilip yerden kopardım çiçeğimi

kalbime iliştirdim yüzlerini

birlikteydik yeniden doğmuş gibi

artık hayatımız böyle geçsin diye


Evet, anladığım tek doğru bu

kurulmuş dingin eşitlikte

kavgalarda kanamış yaralarımız

beraber gizledik acıyan yerlerimizi 

hayatı yeniden yeşertir gibi

Artık korkmuyordum ölmekten 

yağmur dolu bulutların neşesinde huzur

şimdi keder ve sevinç el ele




29 Ekim 2025

YARIN İÇİN ŞİİR

  

Merhaba diyorum ağaçtaki müjdeye

sarıp sarmalıyorum dileklerimi 

suya kavuşan toprağın sevinciyle 

gün ağarınca çocukların okul telaşında 

okşuyorum sabahın kanatlarını.


Çileli yalnızlıklara direniyorsa kalbim 

biliyorum yanımdasın benimle 

rüzgarım ol gir koluma, 

zorlukları paylaş benimle

sevgiyi diyorum yanında getir

siliyorum artık gözyaşlarımı.


Ekinler yeşerecek bahara ne kaldı diyoruz

şarkılar bekliyor bizi, yükümüz ağır

artık taşımak keyifli onları

kalkıp yüzümü yıkıyorum

iyimseriğinden öpüyorum seni yürüyelim hadi.



Bak hala açıyor yazdan kalma bir gül

yavrusunu doyuruyor sabırlı bir anne

en güzel giysilerimi hazırlıyorum kendime

yarınlar güzel olacak, 

böyle yazıyorum takvime.




24 Ekim 2025

YANILGILAR



Hepimiz daha çocuktuk oysa
her şey bilinmezliğin buyruğundaydı 
o dev saatin altında.
Bize uzatılan davet ateşten bir gömlekti 
onlar ki o kadar büyüktü ve değerliydi gözümüzde
bize yalnızca söz dinlemek kalmıştı.

Çocukluk sayılırdı masumluğumuz 
beyaz örtüleri seren önümüze
dışarda hava soğuktu oysa.
Hırçınca zorladı fırtına açmak için
yıkılmaz sandığımız kapıları
geçtik içinden marşlar söyleyerek 
düzgün adımlarlarla büyüdü savaşlar.

Uzayan bıyıklarımızdı zaman
yetişkinlik bir kışlaydı
askerlerin toprağı ezen çizmeleri
trenler top tüfek taşırdı, sessizdi bulutlar
henüz ölmeden tan vaktinde yığınlar
vadedilen cennet saklandığı yerden çıkmıştı
doluştuk savaş vagonlarına 
büyümüştük artık.

Sağ kalabilmek için öldürmeliydik yaşayanları
günahlarla kapattık yaralarımızı 
siyahi bir ölümdü resimlerimiz sonra.
Bayrak törenleri sarılıydı soğuk bedenlerimiz
kimse temizlemeye gelmedi kirlenmiş ellerimizi
kimse acımadı bize, küçüktük oysa 
uyumsuzluk böyle başladı edilen yeminlere.

Boş vagonlar kaldı sonra siyahi günlerden
saplanmış karlar içinde her şey bilinmez değildi meğer 
anladık ölünce.
Büyük dönüş yolunda açlıktı sefaletin tarihi 
yok oluş mesafesinde önümüzde.

Yenilince anladık arkalarından 
cesur ilahların ölüydü gözleri
bağlanmıştı yeminler esarete  
hepsini gördük hepsini.
Yalandı ve kirlenmişti uzaklar 
birer gömüydü hikayemiz
tarihimiz böyle yazıldı çocuklar.


15 Ekim 2025

YAŞLI BİR AĞACIN MÜCİZESİ

Kışa girmeye hazırlanan 

Yaşlı bir ağaçla karşılaşmam

bir tesadüftü.


Yanından geçerken 

son anda farkettim 

tepesinde yeşeren yapraklarını.


Uzanmak istedim gökyüzüne

İçimi ısıtan bir coşkuyla 

kucakladım kuru bedenini kollarımla.


Kaç yaprak daha 

açacaktı kimbilir daha

kaç çocuk oynayacaktı altında.

14 Ekim 2025

TAKVİM YAPRAKLARI


Sen takvim yaprakları arasında dolaşmayı seversin
her biten günün üstünü çizersin
günler eksildikçe yapraklar dolar bir gün
çizilmiş sayfaları düzgünce katlar bana verirsin
ben arkalarına şiirlerimi yazarım

Senin burnun ve gözlerin güzel
yaşlanınca  kolayca kızman hoşuma gider
her yıl başı geldiğinde masamızda hiç sönmeden 
iki mum yanar
mumların ışığında şarabımızı yudumlarız senle
takvim yaprakları biter

Ertesi sabah yeni bir takvim daha istersin benden 
üstü çizilmemiş bir yeni yıla uyanırız 
her yılbaşı tekrarlanır  bu
sen yeni takvimin sayfalarında gezinmeyi seversin
ben çizilmiş sayfaları koynumda saklamayı.

8 Ekim 2025

AĞUSTOS BÖCEĞİ VE DİĞERLERİ

 

Kumrular da yorulur uçmaktan

ama yılmazlar yuvalarını kurmaktan

rüzgar dallarını uçursa da.


Karıncalar mısır koçanındaki taneler gibidirler

hep yan yana dizilirler taşımak için yediklerini.


Hikayenin kahramanı ağustos böceğidir

çağırır durur yaz boyu eşini

sonra kızıl bir bulut tüner üstüne 

veda vaktidir ağaca

Atar kendini sonra sürülmüş toprağın karığına.


6 Ekim 2025

YILDIZLARA BAKARKEN

Mürvet'e

Yan yana duran
iki yıldız
biraz daha yaklaştılar
dün geceden beri.

ikimizi düşündüm
otuz dört yıllık
beraberliğimizi
o iki yıldız gibi.

ESKİ OĞULLAR

Dön geriye bak dedim anneme
Artık oğullarını çalıyorlar
Yorgunum. Dön geriye bak.
Nerede açmış son çiçek?

1 Ekim 2025

BAŞKA BİR GÜN


Bu gün unuttuğumuz sözcükleri hatırlayalım biraz.

Bu sözcüklerle kurduğumuz cümleleri.

İçinde göz yaşı olmasın.

Hattâ öfke ve nefret de olmasın.

Her şeye rağmen.

Yapabilir miyiz?

Biliyorum zor!

Ama yapabilmek mümkün.

Bu gün bir şiir okuyun mesela.

Sevdiğiniz bir şairden

Kendinize yeni bir tema seçin.

Giydiğiniz şapkayı değiştirin veya eşarbı.

Dudak renginiz de olabilir.

Saçınızı başka türlü tarayın bu gün.

En sevdiğiniz kazağınızı veya hırkanızı da giyebilirsiniz.

Havalar hâlâ soğuk olsa da içinizi ısıtacak bir şarkı mırıldanın yürürken.

Çok zor değil.

Yeter ki kasvet dağılsın biraz.

Kendine yalan söylemek değil bu.

Perdelerinizi açın.

Galiba cesaret için gerekli.

Hayatımızı değiştirmek için.

Bu minik oyunlarla yeni bir başlangıç.

Neden olmasın.

Şiirinizi hâlâ seçmediniz mi?


18 Eylül 2025

GÖKTEN DÜŞEN DAMLA

 

Evet yaşlandım sonunda

Kaldırdığım taşın altında yatıyor gövdem

kaybolmuş bir yalnızlıktayım

Uzanmaya yetmiyor kollarım

ağacın dolgun meyvesini koparmaya 


Uzadığım son yere varıyor dallarım

Kuru diplerinde canlanıyor otlar

Gizli bir dönüşümle buluşuyor yalnızlığım

doymak ister gibi varlığıma 


Bu duygu bitmeyen bir susuzluk

gökten düşen bir damla 

Beni de içine çekiyor, aynı akış

doluyor boşluğa kıvrıla kıvrıla

Gömülsem de atıyor kalbim hala.


 

12 Eylül 2025

ÖZGÜRLÜK PARKI

Biri sensin bir de özgürlük parkı var hayatımda
Avuçlarımda yüreğimden kayan sıcaklık gibi
Bahar dallarında çocuk sesleri,
Biri sensin bir de özgürlük parkı dişi ve çekici
Senin adını koymuşlar oradaki heykellerden birine
Derler ki hırçın dalgalarla bezenmişti hayatı
Şimdi bir ağacın gölgesindeki huzurdur
Ve öylesine saftı senin gibi

Biri sensin bir de özgürlük parkı var hayatımda
Sizinle yürüyorum
Ve yürümem güçlü bir alev gibi sürecek biliyorum
Yelkenim kabarmış rüzgarınla
İçmişim rengini kanıma
Sevmişim tutulmuşum sana, kolay değil
Özgürlük parkında yürümek böylesine aşkla
Senin adını koymuşlar oradaki heykellerden birine
Derler ki ateşten bir gömlekti hayatı
Şimdi ağacın gölgesindeki ak güvercindir
Öylesine dokunulmazdı beyazlığı

Bir sen varsın bir de üç heykeli özgürlük parkının
Sizlerle buluşuyorum gökyüzüne uzandıkça ellerim
Hırçın ve mağrur yalnızlığımın güllerini savuruyorum yüzüne
Birlikteyiz, biz ve üç heykelin serin gölgesi
Ve dışımızda alabildiğine uzanan güneş
Her şeye yeniden başlamak mümkün diyebilmek
Seni ve özgürlük parkını sevmek

13 Ağustos 2025

YANA YANA

 Günlerdir dinmedi fırtına

pencerenin önüne gelen iki kumrudan 

haber yok hala

rüzgar her defasında uçurdu doğradığım ekmekleri

acaba yuvaları dağıldı mı

nereye sığındılar 

benim de içim içime sığmıyor her yer yanınca 

benim de dallarım kuruyor ağaçlar gibi

yanık kokuyor ekmek

içime çektiğim hava 

fırtına bir kırbaç gibi dövüyor alevleri

kumrular ağlıyordur bu hale 

duyamıyorum seslerini çoktandır

nereye göç edeceklerdi yine

hatalar günahlarla için için yanarken 

nereye göç gideceğiz 

gidecek yerimiz yok ki bu evrende

yok oluyoruz birlikte 

dönüp duruyor sefaletin 

açlığın gözleri gazzeli bebeğin 

kuşatması altındayız başka bir alevin

yanıp yanıp son bulacağız

kaçmak kurtulmak değil 

sönmesini beklemek çözüm değil yandıkça 

kuşlar kelebekler kavruldukça 

çekildikçe suları göllerin 

çağlaması durunca ırmakların

bu yağma bu talan sürdükçe

zehir akacak daha içimize 

konacak çiçek bulamayınca arılar 

can verdikçe hışırtısı ormanın 

sönmesini beklemek boşuna bu yangının.


21 Temmuz 2025

ÖPÜLEN ACILAR


Gözlerinizden değil 

Acılarınızdan öpüyorum sizi

bir kadın boğazlanmış yine

Görün, 

bir adamın üstünden basıp geçtiler

boyun eğmeye alışalım diye.

Murat hala hapiste

tahliller isteniyor yeniden

Yüz derece ateşi var güneşsiz hücrede 

Sonra taşıyacaklar kalbini 

iki hapishane arasında 

iki polis kolunda 

Acı, 

bir pıhtı gibi oturacak içimize.

Bak bir insana daha kıyıyorlar yine

Acılarınızdan öpüyorum sizi

Bütün yoksunluğunuzdan öpüyorum

Bırakın Murat'ı

Diz dize cesaretimizle

açıyoruz  kuru otlar üstünde.

Ellerimiz kelepçeli, çaresiz değiliz

Direncin isyanı bu

Bir ışık sızıyor acının kenarından 

İçi hasret dolu, 

Karalar bağlamadan 

Yol veren dağlardan ulaşıyor elden ele

Acılarınızdan öpüyorum sizi.

YALNIZLIK SARHOŞLUĞU

 YALNIZLIK SARHOŞLUĞU


Kaç gün oldu saymıyorum

Önce Arif sonra sen

sohbet etmeyi unuttum arkanızdan 

Kalmadı çalınacak kapı


Biliyor musun 

beygirler gibi ağlıyorum yalnızlıktan

Arif beygir derdi çizdiği atlara


Hayra alamet değil

nereye baksam gözüm seğiriyor 

yürürken sokaklarda.


Atölyenin önüne bağladım kendimi 

Tozlu pencerelerinden baktım

seni görmeye çalıştım karanlıkta Bedri.


Fırtınalı havalarda  durulmaz buralarda 

Nereye gitsek aynı yerdeyiz

Gidilecek başka yerimiz mi var

11 Temmuz 2025

BAŞKA BİR DENİZİN KIYISINDA

Deniz bir geliyor bir gidiyor dağlardan gelen esintiyle

savrulan dalgaları karşılıyorum

Üzüntü ve sevinç iç içe.


Başka bir diyarda mıyım 

Adını bilmediğim bir ürperti

anlaşılmaz bir yalnızlık belki.


Bildiğim bir şey var

geçecek bu yaz da ötekiler gibi

sadece deniz kalacak  geride.



26 Haziran 2025

KUŞ SESLERİ VE AĞUSTOS BÖCEĞİ

 

Ses yok mu diye sordu adam

Nasıl olmaz, füzeler var ya!

Bak bir de fısıltı gibi 

Kuş cıvıltıları yanımızda

Ama sığınaklara giremiyorlar bir türlü!

Ve onlara eşlik eden 

Ağustos böceği de katıldı aramıza

Bu yaz bütün canlılar 

Aynı korkuda




18 Haziran 2025

DENİZLERİN DOĞRULUĞU

Yerini dolduramaz, hiç bir aşk

denizler olmadan yaşayamaz

Oysa denizler vuslatı anlatır

Bazen göz yaşlarıyla olsa da mutluluk

doğruluk hep sevdaya ait.


Ama denizin hakkını verelim, aldatmaz 

kimseyi, arkasından bıçaklamaz sevdiğini,

yalan yok bunda

kusursuz bir sevgiyi aşılar insana.


Sonunda dönecektir elinde 

güllerle kavuşmanın coşkusu, 

doyurarak içinde büyüyen açlığı

vazgeçemediğin kadar seveceksin onu.


Denizden yoksun kalmış büyük aşklar

buruk bir aldanmadır oysa

denizler böyle anlatmıştır doğruyu.




 

17 Haziran 2025

VEDA

Peşi sıra geliyor ölümler

teker teker düşüyor

dostların acı haberleri.

Bu kadar çok muyduk 

diye sormak boşuna.

kaybederken birimizi

bir çağ yorgunuyuz çünkü.

Arkadaşların yokluğu 

dolduruyor sokakları.

Eksilmeyen bir tadı var

devrimin içimizde

ne çaresiz ne tam kederli.




15 Haziran 2025

GÜLÜMSEYEN GÜLÜŞ


Neden gülüyoruz 

Düşünüyorum bazen bunu

Zıp zıp yürüyen  kırlangıça da gülüyorum 

Şapkası altından müzip bakışlı ihtiyara da.

Nedensiz gülüşlerimiz de var

Derisini döken bir kertenkele gibi 

Boş vermişliğe de gülüyoruz bazen.

Ama mutluluktan çatlarcasına bir neşeyle

Güldüğümü çoktandır unuttum.



ALINACAK DERSLER


Paslanmış bir kuytuda 

kapısını çalmaya korktuğumuz

bir izbelik midir ruhumuz?


Nereye gizlenirse gizlensin 

varlığımız o geçmişte  saklı

Dürüst olalım kendimize.


Korkutucu gelebilir bu çoğumuza

Ben alıştırdım kendimi  yüzleşmeye

Kaçmak boşuna. 


Bana rengini veren o izbelikte

geçirdiğim zamanı

şimdi yeni giysim için

biçiyorum kendime.


Uymadığını anlarsam bedenime

aynı izbelikte alacak yerini

Kararlıyım  bu konuda.

KAYBEDİLMİŞLER YURDU

Ölmez diye geçer adım

Makbule hanımın kayıp oğluyum

Her gün yeniden doğurur annem beni

Her hafta aynı suyla yıkar yüzünü 

Bir Cumartesi Annesi omzunda taşır kalbini.


Gözaltında kaybedilmişim

Adım öyle yazılmış pankarta

Aldırmaz yağmura, soğuğa

sırtında taşır bebesini.


Son bulmaz bekleyişi 

Oğlum bir gün gelecek der

dilim dilim dizer hasretini

istediği adalettir

Terk etmez köydeki evini

oğlu gelince bulsun diye. 



BİR ÇAĞ YANGINI


Oyun konsolunda dövüşen çocuklar gibi

Yeni efendileri çağın

Halkların üstünde tepişirler 

Ellerinde kılıçları gibi füzeleri  

sofralarda çatal kaşık gibi kullanılır.


Oldum olası böyle yazılmıştır tarih

Doymak bilmeyen iştahla

alınmış ölüm fermanları.

Önce çocuklar ölür.





11 Haziran 2025

YOKLUĞUN SANCISI

 

Şiir yazamıyorsam artık

Bil ki susmuşum kapında 

Göçmen kuşlar terki diyarda 

Susuz kalmışız besbelli

Toprak cılız rengini çalmış bizden 

Yok yüzünde tek gülümseme.


Yapraklarını döker ağaçlar

Yalnızlığın ormanındayız 

Dargın kalmış ayrılıklar 

Söylemeye gücümüz yok

Ölmeyi beklemektir tek suçumuz

Adını koymasak da.

İNSANLIK DERSLERİ


Gökyüzüne bakan bir pencerede yaşadım

Her güzel başlangıç kadar temiz adım!

Sen kötülükler üstüne kazılmış

çıkmaz bir leke gibi kalacaksın.

Adın utançtan sonra gelir.


Boyuna hırpalanmışım. 

Duvarlarda asılmış olsa da öfkem

hücremdeki sayfalarda içilen çayın 

renginde demlenmişim.

Ben A harfiyim her başlangıçta.


Senin karanlık dehlizlere gömülmüş gölgen

silinmiş bir harf kalacak sözlüklerde

bütün dillerde geçerken adım.

Yarına uzanmış ağaçlar

köklerimden bağlanmış toprağa.


Ben A harfiyim her başlangıçta.

Fırtınaya boyun eğilmezlik karakterim.

Sen suları çekilmiş göller gibisin

kuraklığın ayazında gömülmüş adın.

Yoklukla beraber hatırlanacaksın.



AFRİKALI AĞIDI

Silmeyin yüzümdeki  savaş boyalarını. Sakın silmeyin Bırakın kalsın  tamtam sesleri ve tenimde isyan.