Ses yok mu diye sordu adam
Nasıl olmaz, füzeler var ya!
Bak bir de fısıltı gibi
Kuş cıvıltıları yanımızda
Ama sığınaklara giremiyorlar bir türlü!
Ve onlara eşlik eden
Ağustos böceği de katıldı aramıza
Bu yaz bütün canlılar
Aynı korkuda
Ses yok mu diye sordu adam
Nasıl olmaz, füzeler var ya!
Bak bir de fısıltı gibi
Kuş cıvıltıları yanımızda
Ama sığınaklara giremiyorlar bir türlü!
Ve onlara eşlik eden
Ağustos böceği de katıldı aramıza
Bu yaz bütün canlılar
Aynı korkuda
Yerini dolduramaz, hiç bir aşk
denizler olmadan yaşayamaz
Oysa denizler vuslatı anlatır
Bazen göz yaşlarıyla olsa da mutluluk
doğruluk hep sevdaya ait.
Ama denizin hakkını verelim, aldatmaz
kimseyi, arkasından bıçaklamaz sevdiğini,
yalan yok bunda
kusursuz bir sevgiyi aşılar insana.
Sonunda dönecektir elinde
güllerle kavuşmanın coşkusu,
doyurarak içinde büyüyen açlığı
vazgeçemediğin kadar seveceksin onu.
Denizden yoksun kalmış büyük aşklar
buruk bir aldanmadır oysa
denizler böyle anlatmıştır doğruyu.
Peşi sıra geliyor ölümler
teker teker düşüyor
dostların acı haberleri.
Bu kadar çok muyduk
diye sormak boşuna.
kaybederken birimizi
bir çağ yorgunuyuz çünkü.
Arkadaşların yokluğu
dolduruyor sokakları.
Eksilmeyen bir tadı var
devrimin içimizde
ne çaresiz ne tam kederli.
Neden gülüyoruz
Düşünüyorum bazen bunu
Zıp zıp yürüyen kırlangıça da gülüyorum
Şapkası altından müzip bakışlı ihtiyara da.
Nedensiz gülüşlerimiz de var
Derisini döken bir kertenkele gibi
Boş vermişliğe de gülüyoruz bazen.
Ama mutluluktan çatlarcasına bir neşeyle
Güldüğümü çoktandır unuttum.
Paslanmış bir kuytuda
kapısını çalmaya korktuğumuz
bir izbelik midir ruhumuz?
Nereye gizlenirse gizlensin
varlığımız o geçmişte saklı
Dürüst olalım kendimize.
Korkutucu gelebilir bu çoğumuza
Ben alıştırdım kendimi yüzleşmeye
Kaçmak boşuna.
Bana rengini veren o izbelikte
geçirdiğim zamanı
şimdi yeni giysim için
biçiyorum kendime.
Uymadığını anlarsam bedenime
aynı izbelikte alacak yerini
Kararlıyım bu konuda.
Ölmez diye geçer adım
Makbule hanımın kayıp oğluyum
Her gün yeniden doğurur annem beni
Her hafta aynı suyla yıkar yüzünü
Bir Cumartesi Annesi omzunda taşır kalbini.
Gözaltında kaybedilmişim
Adım öyle yazılmış pankarta
Aldırmaz yağmura, soğuğa
sırtında taşır bebesini.
Son bulmaz bekleyişi
Oğlum bir gün gelecek der
dilim dilim dizer hasretini
istediği adalettir
Terk etmez köydeki evini
oğlu gelince bulsun diye.
Oyun konsolunda dövüşen çocuklar gibi
Yeni efendileri çağın
Halkların üstünde tepişirler
Ellerinde kılıçları gibi füzeleri
sofralarda çatal kaşık gibi kullanılır.
Oldum olası böyle yazılmıştır tarih
Doymak bilmeyen iştahla
alınmış ölüm fermanları.
Önce çocuklar ölür.
Şiir yazamıyorsam artık
Bil ki susmuşum kapında
Göçmen kuşlar terki diyarda
Susuz kalmışız besbelli
Toprak cılız rengini çalmış bizden
Yok yüzünde tek gülümseme.
Yapraklarını döker ağaçlar
Yalnızlığın ormanındayız
Dargın kalmış ayrılıklar
Söylemeye gücümüz yok
Ölmeyi beklemektir tek suçumuz
Adını koymasak da.
Gökyüzüne bakan bir pencerede yaşadım
Her güzel başlangıç kadar temiz adım!
Sen kötülükler üstüne kazılmış
çıkmaz bir leke gibi kalacaksın.
Adın utançtan sonra gelir.
Boyuna hırpalanmışım.
Duvarlarda asılmış olsa da öfkem
hücremdeki sayfalarda içilen çayın
renginde demlenmişim.
Ben A harfiyim her başlangıçta.
Senin karanlık dehlizlere gömülmüş gölgen
silinmiş bir harf kalacak sözlüklerde
bütün dillerde geçerken adım.
Yarına uzanmış ağaçlar
köklerimden bağlanmış toprağa.
Ben A harfiyim her başlangıçta.
Fırtınaya boyun eğilmezlik karakterim.
Sen suları çekilmiş göller gibisin
kuraklığın ayazında gömülmüş adın.
Yoklukla beraber hatırlanacaksın.
Silmeyin yüzümdeki savaş boyalarını. Sakın silmeyin Bırakın kalsın tamtam sesleri ve tenimde isyan.