29 Kasım 2025

EYLÜL KÜLLERİ

 


Kırk üç yıl geçti aradan

kırk üç yaşında şimdi kızımız.

Hayatımızı oyan o boşlukta düğümlenmiş soluğumuz

kaçımız düştü pençelerine

kaç kere kanlar boşalmıştı kaç kere.


Evdeki silahın yerini sormuştu asker

-hatırlarsın hemen yanımızdaydın kucağında kızımızla-

istediği cevabı vermezsem

sizi de götürmekle tehdit ediyordu karşımda

çatal bakışlarıyla.


Sustum kabaran öfkemle

askerlerin ayaklarında ezildi ev.

Birbirimize dokunduk gözlerimizle

anlatmak zor hatırlamak kadar zor şimdi

daha sütlerin akıyordu memelerinden

izliyordun olup biteni sessizce.


Büyük bir yaranın açılmış ağzından,

kızaran gözlerinden anladım acını.

Yerlere serili kitapların

üzerlerinde darbenin kirli çizmeleri

bütün yazdığım şiirler alındı elimden

külleri kaldı ne yazık.


Kötü bir kış mevsimiydi hiçlik ve yoksunluk adına

ben sen o’yduk

binlerce ellerimiz bağlı

bomboş bir göktü üstümüzde ağaran

sonrası üstümüze yağan bir gece

böyle toplandık evlerden darbe sabahında.


Sen bana ömrümü anlatsana omzumda başın,

kızlarımızı anlat

nasıl yalnız kaldığınızı

çaresizim diyordun

biliyorum bölünmüş haldeydik

ama aklım sizdeydi

sesin gözlerinden işliyordu içime

ne olacağız diye sorma.


O sabah biten şarkılar akıyordu Meriç'in sularında

söğütlerin başı eğilmiş düşünceli bir karamsarlıkla

gözlerim bağlı iki sorguç arasında.

Şiirlerim mi ?

Buldukları bir tek onlardı ellerinde

umutlarım kayıp gitmiş bulutlardı uzaklara.


Gözlerindeki öfkeyi gördüm

aralarındaki konuşmalardan anlıyordum

enseme dayanmış bir silaha benziyordu yüzleri

ama yıldırmıyordu sabrımı

kınından çıkmış bir kılıç gibi yanıtlamıştım soruları.


Günler ağır bir yükü çekerek geçiyordu önümden

fırtına kırmış dallarını ağacın,

nasıl yeşersin ki bir daha

bir çöle bırakılmış göçebe halimizle

kendi alevimizde yanıyorduk.


Seni aramadım sanma, dizlerim kanıyordu

kaç kere geçtim evimizin önünden hayalimde.

Arkamdan kesmişsin unutmak için

hala aynı kızıla boyadığın saçlarını

hangi duvarda asılı resimlerimiz

eylülün küllerinden bunları bulabildim

susuzluğumun renginden sunmak için sana.



Ayvalık, 2023

20 Kasım 2025

GECENİN UZUN YOLCULUKLARI

 

Bu gece yanıp sönen bir yıldız gibi 

sularına gömülmüş seyreden 

yüklü bir gemi geçti boğazdan

kavuştu açık denizlere.

Ben ve geceye tanık bütün yıldızlar 

uğurladık onu.


Her sevincin bir dal tutuşu,

hayata tırmanışı vardır.

Ben gemilerle konuşmayı sevdim bu yüzden.

Bu yüzden sevdim bazen yalnızlığı

uzak sevinçlerin uzun yolculuklarını.


Bir gün açar elbet gülleri bahçenizin

değerlidir tek başına kalmak da

hele bir gemi geçiyorsa karşınızda.


YAPRAK HIŞIRTISI

Çaresiz, yazgıma razıydım

anlamı değişmişti

uçuşan imgelerin

adı yoktu gülün renginin.

Başka bir suyun kenarında

yeniden var etmeyecekti

neyi öğrenmek istesem

en çok neyi sevmeyi.

Yalnız eski sözler kalacaktı geriye

bir avuç toprak kadar 

yaprak hışırtısından bir geceye.


BELKİLER

 

Belki çok sonraları 

Başka çocukların yeşerdikleri yerlerde

Hayat bilinmez karanlıklardan 

Yeryüzüne inebilir yine.


Görülmeyen denizlere ulaşılır

Meraklı bir bulutun peşinde

Başlayabilir benzer bir hikaye.


Bu kesin bir gerçektir diyemem 

Belkiler sıralanıyor aklımın köşesinde 

Şimdilik önümdeki baharı hayal ediyorum sadece

Başlayan 

Leyleklerin dönüşüyle.




MEŞELİĞİN SEVİNCİ

Hatırlıyordum çocukluğumun balkonunda

sarkan gökyüzünün sevincini

Sokağın yüzü alabildiğine güneşti

meşeliğin derin sarhoşluğu gibi.

Coşkulu sularında yıkanmıştı 

özlemlerin peşinde kovalamaca.

Bütün suçlarım o zamandan kalma

kaçıp gittim sonra bulutların toplandığı yerlere

çocukluğumun rüzgarını yükledim sırtıma.

Yalnızlık çöllerinde büyüttüm sevdalarımı

İşte o yüzdendir hırçınlığım 

köpük köpük denizlerde.


 


YAŞAMANIN AĞIRLIĞI


Tuhaf bir ağırlığı var yaşamanın 

yorgun olsa da kanatlarım

Zindanı dolduran sabırda


Acının kardeşliği vardır

Dokunduğum gökte

düşmeyi göze aldığım uçurumda


Koşar yardıma güldeki soluğum

Beni büyüten toprağın

suyun gücüdür bu


Katlanmayı öğrenmenin ağırlığı var

kaybettiklerimin yokluğunda

Işığın fısıldaması geceye

açmayı bekleyen çiçekte gizlidir

Buradan yeşerecek sana.



19 Kasım 2025

SOL YANIMIN YARASI

Hangi meydana boşaldı kanları sor

Sol yanın yarası nerede gizli

Nereye gömüldü acılar

Böyle yazılmış davanın yazgısı

Böyle anılacaklar


Onlar ki vurulan alaca geyiklerdi

Kaçıp gitmediler

Çünkü önce vurulanlar

Kalır ayakta yalnız

Gerisi lafügüzaftır

DÜŞEN UÇURTMA

Telefon direğinde

parçalanmış uçurtmayı gösterdim ona

yıllardır takılıydı aynı yerde.

Uçurtmaya sor, dedim

akıllı bir çocuk edasıyla,

o biliyor her şeyi. 

Annemin verdiği ip

direğin ucunda asılıydı hala

kırık çıtaları aşağıya sarkmıştı

bana  benziyordu tıpkı

gökyüzünden düştüğümden beri.



14 Kasım 2025

ÇOCUKLUK VE BAŞKA ŞEYLER

Çocukluk masal gibidir 

Dallarına tırmanınca ağacın

        sevgilinle buluşmaya gidersin

Yanağına bir öpücük kondurmaya.

Bırakın uyumalıyım şimdi

Sevgilim girecek birazdan rüyama. 


Uçurtmamın kuyruğunda döner durur dünya 

Dengemi bozmayın, 

Neşem engin yolculuğunda bulutların

Bir gün buralardan gideceğim

Beni zorlamayın fazla.


İstediğiniz gibi olmadım

Trenler geçer uzaklardan çocukluğum gibi

Köprüler geçit verir kalbime

Sessizce başını dayamış omzuma 

O kızın saçlarını unutamadım.


Işıklar hep yanar gözlerimi yumunca

Rahat bırakın beni.

Soğuk gecelerde ortalık geç aydınlanırdı

Razıydım olacaklara 

Ben uzakları düşlerimde giyindim 

Ayaklarının üzerinde dur derdiniz

              durdum ya!

Şimşekleri, fırtınaları doldurdum bavuluma

Siz kafamı karıştırmayın daha.


Kesilmiş ağaçları dağılmış bahçem

Soğuktu ayaklarınız çarşaflara sarılı

Bir gece ansızın yıldızlar karardı

Kendimi aradım uzaklarda 

Çağırdınız da gelmedim mi?


8 Kasım 2025

HUZUR

Hiçliğin ortasında başka bir alemdeydim

başka bir gökyüzünün altında

kitabelere kazılmıştı anılar

İsimlerini aradım açan çiçeklerde

yeniden doğmuşçasına, 

belki hiç gitmemişlerdi

sessiz bir yel uçuşuyordu tenimde


Üzülmedim böyle görünce onları 

öyle dingin, 

sere serpe 

huzur veren tasasız bir işveyle

kıpırtısız bir hayat 

sinmişti her yere


Rüzgarların uğultusu kesilmişti birden

taş ses çıkarmıyordu düştüğü yerde

ama duyulur gibiyidi, 

yalnız değildik

dalları yeşermiş 

boylanmıştı ağaçlar

Korkular uçup gitmiş,  

derin bir sükut vardı ortalıkta

ölümsüzlük müydü bu kavuşma


Anladım ki yaşadığımız ne varsa 

buraya toplanmıştı, 

şu zamansız mekana

hem çocukluğumdu 

hem bir yaşlıydım yanlarında


Eğilip yerden kopardım çiçeğimi

kalbime iliştirdim yüzlerini

birlikteydik yeniden doğmuş gibi

artık hayatımız böyle geçsin diye


Evet, anladığım tek doğru bu

kurulmuş dingin eşitlikte

kavgalarda kanamış yaralarımız

beraber gizledik acıyan yerlerimizi 

hayatı yeniden yeşertir gibi

Artık korkmuyordum ölmekten 

yağmur dolu bulutların neşesinde huzur

şimdi keder ve sevinç el ele




AFRİKALI AĞIDI

Silmeyin yüzümdeki  savaş boyalarını. Sakın silmeyin Bırakın kalsın  tamtam sesleri ve tenimde isyan.