Keşke ben biraz daha genç olsaydım
sen de erken ölmeseydin baba.
Babalar gününde benim de
kutladığım bir babam olsaydı keşke.
Seninle aynı fikirlerde olmasak da
neler konuşur, neleri tartışırdık.
Sana son yazdıklarımı okumayı,
görüşünü öğrenmeyi o kadar çok isterdim ki.
Gençken itirazlarıma kızardın.
Benim için endişelendiğini şimdi anlıyorum.
Senin yerine kendimi,
karşıma da çocuğumu koysaydım
ben de aynı şeyleri söylerdim ona.
İkimiz de ne çok kahrını çektik bu ülkenin değil mi ?
Üstelik yalnızlık nedir bilirdin.
Senden öğrendim.
Hiç pişmanım dediğini duymadım bilirdim.
İşini en iyi yapan bir kaç avukattan biriydin
ne kadar çok gurur duyardım,
yüzüne karşı hiç söyleyemedim.
Biliyor musun baba,
sana duyduğum hayranlığım sonra daha da arttı.
Sizler o taşra kentinde bir vaha gibiydiniz
genç avukatların gözünde.
Yıllar sonra baro odasında hala asılı duran cüppeni görünce
daha iyi anladım bunu.
Belki yaşarken kimse söylememiştir sana hayranlığını
ama oğlun olduğumu öğrenince
biraz mahçup ve üzgün bir yüzle
"Behzat beyin oğlusunuz, öyle mi" diyenlerin şaşırmış bakışlarından anladım bunu.
Ama oğlun olmayı asıl önemli yapan bunların da ötesindeydi.
Hatırlar mısın,
bana bir daktilo almıştın durup dururken,
çok şaşırmıştım.
Böyle sürprizler yapmayı severdin hep.
O daktilo hala odamın bir köşesinde duruyor baba,
artık kullanmasam da.
Bu hediyeyi alınca yazmayı sevdirmiştin bana.
Yazma merakımı ilk sen anlamıştın.
Verdiğin ödevleri hiç unutmuyorum.
Parti bildirilerini bana yazdırman,
yapacağın konuşmaları düzeltmemi istemene kadar,
duyduğun güven için sana teşekkür ediyorum baba.
Ah baba, sana hayranlığım kadar
öfkeli olduğum şeyler de vardı elbet.
Ama bunları tekrarlamanın zamanı çoktan geçti,
farkındayım.
Bunları yanına geldiğimde konuşuruz artık.
Babalar günün kutlu olsun sevgili Babam.
Akın Güre