Hangi meydana boşaldı kanları sor
Sol yanın yarası nerede gizli
Nereye gömüldü acılar
Böyle yazılmış davanın yazgısı
Böyle anılacaklar
Onlar ki vurulan alaca geyiklerdi
Kaçıp gitmediler
Çünkü önce vurulanlar
Kalır ayakta yalnız
Gerisi lafügüzaftır
Hangi meydana boşaldı kanları sor
Sol yanın yarası nerede gizli
Nereye gömüldü acılar
Böyle yazılmış davanın yazgısı
Böyle anılacaklar
Onlar ki vurulan alaca geyiklerdi
Kaçıp gitmediler
Çünkü önce vurulanlar
Kalır ayakta yalnız
Gerisi lafügüzaftır
Telefon direğinde
parçalanmış uçurtmayı gösterdim ona
yıllardır takılıydı aynı yerde.
Uçurtmaya sor, dedim
akıllı bir çocuk edasıyla,
o biliyor her şeyi.
Annemin verdiği ip
direğin ucunda asılıydı hala
kırık çıtaları aşağıya sarkmıştı
bana benziyordu tıpkı
gökyüzünden düştüğümden beri.
Çocukluk masal gibidir
Dallarına tırmanınca ağacın
sevgilinle buluşmaya gidersin
Yanağına bir öpücük kondurmaya.
Bırakın uyumalıyım şimdi
Sevgilim girecek birazdan rüyama.
Uçurtmamın kuyruğunda döner durur dünya
Dengemi bozmayın,
Neşem engin yolculuğunda bulutların
Bir gün buralardan gideceğim
Beni zorlamayın fazla.
İstediğiniz gibi olmadım
Trenler geçer uzaklardan çocukluğum gibi
Köprüler geçit verir kalbime
Sessizce başını dayamış omzuma
O kızın saçlarını unutamadım.
Işıklar hep yanar gözlerimi yumunca
Rahat bırakın beni.
Soğuk gecelerde ortalık geç aydınlanırdı
Razıydım olacaklara
Ben uzakları düşlerimde giyindim
Ayaklarının üzerinde dur derdiniz
durdum ya!
Şimşekleri, fırtınaları doldurdum bavuluma
Siz kafamı karıştırmayın daha.
Kesilmiş ağaçları dağılmış bahçem
Soğuktu ayaklarınız çarşaflara sarılı
Bir gece ansızın yıldızlar karardı
Kendimi aradım uzaklarda
Çağırdınız da gelmedim mi?
Hiçliğin ortasında başka bir alemdeydim
başka bir gökyüzünün altında
kitabelere kazılmıştı anılar
İsimlerini aradım açan çiçeklerde
yeniden doğmuşçasına,
belki hiç gitmemişlerdi
sessiz bir yel uçuşuyordu tenimde
Üzülmedim böyle görünce onları
öyle dingin,
sere serpe
huzur veren tasasız bir işveyle
kıpırtısız bir hayat
sinmişti her yere
Rüzgarların uğultusu kesilmişti birden
taş ses çıkarmıyordu düştüğü yerde
ama duyulur gibiyidi,
yalnız değildik
dalları yeşermiş
boylanmıştı ağaçlar
Korkular uçup gitmiş,
derin bir sükut vardı ortalıkta
ölümsüzlük müydü bu kavuşma
Anladım ki yaşadığımız ne varsa
buraya toplanmıştı,
şu zamansız mekana
hem çocukluğumdu
hem bir yaşlıydım yanlarında
Eğilip yerden kopardım çiçeğimi
kalbime iliştirdim yüzlerini
birlikteydik yeniden doğmuş gibi
artık hayatımız böyle geçsin diye
Evet, anladığım tek doğru bu
kurulmuş dingin eşitlikte
kavgalarda kanamış yaralarımız
beraber gizledik acıyan yerlerimizi
hayatı yeniden yeşertir gibi
Artık korkmuyordum ölmekten
yağmur dolu bulutların neşesinde huzur
şimdi keder ve sevinç el ele
Merhaba diyorum ağaçtaki müjdeye
sarıp sarmalıyorum dileklerimi
suya kavuşan toprağın sevinciyle
gün ağarınca çocukların okul telaşında
okşuyorum sabahın kanatlarını.
Çileli yalnızlıklara direniyorsa kalbim
biliyorum yanımdasın benimle
rüzgarım ol gir koluma,
zorlukları paylaş benimle
sevgiyi diyorum yanında getir
siliyorum artık gözyaşlarımı.
Ekinler yeşerecek bahara ne kaldı diyoruz
şarkılar bekliyor bizi, yükümüz ağır
artık taşımak keyifli onları
kalkıp yüzümü yıkıyorum
iyimseriğinden öpüyorum seni yürüyelim hadi.
Bak hala açıyor yazdan kalma bir gül
yavrusunu doyuruyor sabırlı bir anne
en güzel giysilerimi hazırlıyorum kendime
yarınlar güzel olacak,
böyle yazıyorum takvime.
Kışa girmeye hazırlanan
Yaşlı bir ağaçla karşılaşmam
bir tesadüftü.
Yanından geçerken
son anda farkettim
tepesinde yeşeren yapraklarını.
Uzanmak istedim gökyüzüne
İçimi ısıtan bir coşkuyla
kucakladım kuru bedenini kollarımla.
Kaç yaprak daha
açacaktı kimbilir daha
kaç çocuk oynayacaktı altında.
Kumrular da yorulur uçmaktan
ama yılmazlar yuvalarını kurmaktan
rüzgar dallarını uçursa da.
Karıncalar mısır koçanındaki taneler gibidirler
hep yan yana dizilirler taşımak için yediklerini.
Hikayenin kahramanı ağustos böceğidir
çağırır durur yaz boyu eşini
sonra kızıl bir bulut tüner üstüne
veda vaktidir ağaca
Atar kendini sonra sürülmüş toprağın karığına.
Bu gün unuttuğumuz sözcükleri hatırlayalım biraz.
Bu sözcüklerle kurduğumuz cümleleri.
İçinde göz yaşı olmasın.
Hattâ öfke ve nefret de olmasın.
Her şeye rağmen.
Yapabilir miyiz?
Biliyorum zor!
Ama yapabilmek mümkün.
Bu gün bir şiir okuyun mesela.
Sevdiğiniz bir şairden
Kendinize yeni bir tema seçin.
Giydiğiniz şapkayı değiştirin veya eşarbı.
Dudak renginiz de olabilir.
Saçınızı başka türlü tarayın bu gün.
En sevdiğiniz kazağınızı veya hırkanızı da giyebilirsiniz.
Havalar hâlâ soğuk olsa da içinizi ısıtacak bir şarkı mırıldanın yürürken.
Çok zor değil.
Yeter ki kasvet dağılsın biraz.
Kendine yalan söylemek değil bu.
Perdelerinizi açın.
Galiba cesaret için gerekli.
Hayatımızı değiştirmek için.
Bu minik oyunlarla yeni bir başlangıç.
Neden olmasın.
Şiirinizi hâlâ seçmediniz mi?
Evet yaşlandım sonunda
Kaldırdığım taşın altında yatıyor gövdem
kaybolmuş bir yalnızlıktayım
Uzanmaya yetmiyor kollarım
ağacın dolgun meyvesini koparmaya
Uzadığım son yere varıyor dallarım
Kuru diplerinde canlanıyor otlar
Gizli bir dönüşümle buluşuyor yalnızlığım
doymak ister gibi varlığıma
Bu duygu bitmeyen bir susuzluk
gökten düşen bir damla
Beni de içine çekiyor, aynı akış
doluyor boşluğa kıvrıla kıvrıla
Gömülsem de atıyor kalbim hala.
Günlerdir dinmedi fırtına
pencerenin önüne gelen iki kumrudan
haber yok hala
rüzgar her defasında uçurdu doğradığım ekmekleri
acaba yuvaları dağıldı mı
nereye sığındılar
benim de içim içime sığmıyor her yer yanınca
benim de dallarım kuruyor ağaçlar gibi
yanık kokuyor ekmek
içime çektiğim hava
fırtına bir kırbaç gibi dövüyor alevleri
kumrular ağlıyordur bu hale
duyamıyorum seslerini çoktandır
nereye göç edeceklerdi yine
hatalar günahlarla için için yanarken
nereye göç gideceğiz
gidecek yerimiz yok ki bu evrende
yok oluyoruz birlikte
dönüp duruyor sefaletin
açlığın gözleri gazzeli bebeğin
kuşatması altındayız başka bir alevin
yanıp yanıp son bulacağız
kaçmak kurtulmak değil
sönmesini beklemek çözüm değil yandıkça
kuşlar kelebekler kavruldukça
çekildikçe suları göllerin
çağlaması durunca ırmakların
bu yağma bu talan sürdükçe
zehir akacak daha içimize
konacak çiçek bulamayınca arılar
can verdikçe hışırtısı ormanın
sönmesini beklemek boşuna bu yangının.
Gözlerinizden değil
Acılarınızdan öpüyorum sizi
bir kadın boğazlanmış yine
Görün,
bir adamın üstünden basıp geçtiler
boyun eğmeye alışalım diye.
Murat hala hapiste
tahliller isteniyor yeniden
Yüz derece ateşi var güneşsiz hücrede
Sonra taşıyacaklar kalbini
iki hapishane arasında
iki polis kolunda
Acı,
bir pıhtı gibi oturacak içimize.
Bak bir insana daha kıyıyorlar yine
Acılarınızdan öpüyorum sizi
Bütün yoksunluğunuzdan öpüyorum
Bırakın Murat'ı
Diz dize cesaretimizle
açıyoruz kuru otlar üstünde.
Ellerimiz kelepçeli, çaresiz değiliz
Direncin isyanı bu
Bir ışık sızıyor acının kenarından
İçi hasret dolu,
Karalar bağlamadan
Yol veren dağlardan ulaşıyor elden ele
Acılarınızdan öpüyorum sizi.
YALNIZLIK SARHOŞLUĞU
Kaç gün oldu saymıyorum
Önce Arif sonra sen
sohbet etmeyi unuttum arkanızdan
Kalmadı çalınacak kapı
Biliyor musun
beygirler gibi ağlıyorum yalnızlıktan
Arif beygir derdi çizdiği atlara
Hayra alamet değil
nereye baksam gözüm seğiriyor
yürürken sokaklarda.
Atölyenin önüne bağladım kendimi
Tozlu pencerelerinden baktım
seni görmeye çalıştım karanlıkta Bedri.
Fırtınalı havalarda durulmaz buralarda
Nereye gitsek aynı yerdeyiz
Gidilecek başka yerimiz mi var
Deniz bir geliyor bir gidiyor dağlardan gelen esintiyle
savrulan dalgaları karşılıyorum
Üzüntü ve sevinç iç içe.
Başka bir diyarda mıyım
Adını bilmediğim bir ürperti
anlaşılmaz bir yalnızlık belki.
Bildiğim bir şey var
geçecek bu yaz da ötekiler gibi
sadece deniz kalacak geride.
Ses yok mu diye sordu adam
Nasıl olmaz, füzeler var ya!
Bak bir de fısıltı gibi
Kuş cıvıltıları yanımızda
Ama sığınaklara giremiyorlar bir türlü!
Ve onlara eşlik eden
Ağustos böceği de katıldı aramıza
Bu yaz bütün canlılar
Aynı korkuda
Yerini dolduramaz, hiç bir aşk
denizler olmadan yaşayamaz
Oysa denizler vuslatı anlatır
Bazen göz yaşlarıyla olsa da mutluluk
doğruluk hep sevdaya ait.
Ama denizin hakkını verelim, aldatmaz
kimseyi, arkasından bıçaklamaz sevdiğini,
yalan yok bunda
kusursuz bir sevgiyi aşılar insana.
Sonunda dönecektir elinde
güllerle kavuşmanın coşkusu,
doyurarak içinde büyüyen açlığı
vazgeçemediğin kadar seveceksin onu.
Denizden yoksun kalmış büyük aşklar
buruk bir aldanmadır oysa
denizler böyle anlatmıştır doğruyu.
Peşi sıra geliyor ölümler
teker teker düşüyor
dostların acı haberleri.
Bu kadar çok muyduk
diye sormak boşuna.
kaybederken birimizi
bir çağ yorgunuyuz çünkü.
Arkadaşların yokluğu
dolduruyor sokakları.
Eksilmeyen bir tadı var
devrimin içimizde
ne çaresiz ne tam kederli.
Neden gülüyoruz
Düşünüyorum bazen bunu
Zıp zıp yürüyen kırlangıça da gülüyorum
Şapkası altından müzip bakışlı ihtiyara da.
Nedensiz gülüşlerimiz de var
Derisini döken bir kertenkele gibi
Boş vermişliğe de gülüyoruz bazen.
Ama mutluluktan çatlarcasına bir neşeyle
Güldüğümü çoktandır unuttum.
Paslanmış bir kuytuda
kapısını çalmaya korktuğumuz
bir izbelik midir ruhumuz?
Nereye gizlenirse gizlensin
varlığımız o geçmişte saklı
Dürüst olalım kendimize.
Korkutucu gelebilir bu çoğumuza
Ben alıştırdım kendimi yüzleşmeye
Kaçmak boşuna.
Bana rengini veren o izbelikte
geçirdiğim zamanı
şimdi yeni giysim için
biçiyorum kendime.
Uymadığını anlarsam bedenime
aynı izbelikte alacak yerini
Kararlıyım bu konuda.
Ölmez diye geçer adım
Makbule hanımın kayıp oğluyum
Her gün yeniden doğurur annem beni
Her hafta aynı suyla yıkar yüzünü
Bir Cumartesi Annesi omzunda taşır kalbini.
Gözaltında kaybedilmişim
Adım öyle yazılmış pankarta
Aldırmaz yağmura, soğuğa
sırtında taşır bebesini.
Son bulmaz bekleyişi
Oğlum bir gün gelecek der
dilim dilim dizer hasretini
istediği adalettir
Terk etmez köydeki evini
oğlu gelince bulsun diye.
Oyun konsolunda dövüşen çocuklar gibi
Yeni efendileri çağın
Halkların üstünde tepişirler
Ellerinde kılıçları gibi füzeleri
sofralarda çatal kaşık gibi kullanılır.
Oldum olası böyle yazılmıştır tarih
Doymak bilmeyen iştahla
alınmış ölüm fermanları.
Önce çocuklar ölür.
Şiir yazamıyorsam artık
Bil ki susmuşum kapında
Göçmen kuşlar terki diyarda
Susuz kalmışız besbelli
Toprak cılız rengini çalmış bizden
Yok yüzünde tek gülümseme.
Yapraklarını döker ağaçlar
Yalnızlığın ormanındayız
Dargın kalmış ayrılıklar
Söylemeye gücümüz yok
Ölmeyi beklemektir tek suçumuz
Adını koymasak da.
Gökyüzüne bakan bir pencerede yaşadım
Her güzel başlangıç kadar temiz adım!
Sen kötülükler üstüne kazılmış
çıkmaz bir leke gibi kalacaksın.
Adın utançtan sonra gelir.
Boyuna hırpalanmışım.
Duvarlarda asılmış olsa da öfkem
hücremdeki sayfalarda içilen çayın
renginde demlenmişim.
Ben A harfiyim her başlangıçta.
Senin karanlık dehlizlere gömülmüş gölgen
silinmiş bir harf kalacak sözlüklerde
bütün dillerde geçerken adım.
Yarına uzanmış ağaçlar
köklerimden bağlanmış toprağa.
Ben A harfiyim her başlangıçta.
Fırtınaya boyun eğilmezlik karakterim.
Sen suları çekilmiş göller gibisin
kuraklığın ayazında gömülmüş adın.
Yoklukla beraber hatırlanacaksın.
Nelere göğüs geriyoruz bak
Direnmeye yetiyor hala nefesimiz
Her sabah yeni bir sarsıntı
Olmaz bu kadarı diyorsun oluyor
Engeller kuşatıyor hayatı
Karanlıkta meydan ışıkları
Göz göz ne güzel uyanıyor oysa
Yasaklara rağmen aydınlatıyor geceyi
Biraz daha kararlı yürüyor menzile
Kalabalıkların adımları şimdi
Bu iş olacak diyorsun sonunda!
o çığlıkları duydum hep
Karadeniz'de batırılan bir gemiden
çaresiz bir kuytuda derinlere işleyen bir yaraydı
tutunmuştu içimize
sülfürlü toprakla örtülmüş dağları yaran
bir madende bulunamadı bedenleri
sokakta patlayan bombanın sesinde
uzak diyarlara kaçan bir gölgeydi denizlerde
bombalanmış evini gömerek acısına
ekiyordu tohumlarını
başka bir ülkenin çatlağına
yıkılmış kolonların altında
kimin ayak izleriydi çığlıklar
kötülükleri üstümüzü örten
ağaçları kestiler yol oldu
suları içilmedi dağların
toprak ağlardı nehir ağlardı o zaman
göç verirdi içimize
İşte abluka altındayız yine
tel örgüler sarmış meydanı
leylak kokulu sokaklar tıkalı
Boğaz vapurları uzakta şaşkın
Boğazdaki akıntı da şaşkın martılarıyla
Haliçin suları da dargın ablukada
Yeditepenin yokuşları
dar yolları sıkışmış, geçitler de yorgun
Taksim yine sessiz, vakur ve dimdik ayakta
acelesi varmış gibi
Meydanı bekleyen güvercinler de sabırsız, telaşlı
Gölgelerin silindiği sulara yansıyan kalabalık
sevincin gök yüzüyle ağarması
abluka altında direnen ışığın sarması her yanı
Koşuyor insanlar, aydınlık aşıyor ablukayı
Vapurların çalıyor düdükleri,
karşılıyor sabahın tan rengini
neşeli çocukların çığlıkları kırıyor ablukayı
İstanbul kırıyor zincirlerini.
"Ağınlı akrabalarıma selam olsun"
Sözünde gönül eğirdim
Yüz sürdüm hürmetine,
Kulluk ettim yemine
Yoluna el verdiğim,
Şerbetinden aşkını içtiğim ey erenler
Hangi hücreye atılsak
Dört duvara sığmaz ufkumuz
Esirger bizi estiğin rüzgarlar
Yeşerdiğin yaprakta korkusuzluğumuz
Dolaştığın bulutta neyi ararsın
Nasıl bir sevdadır bu
Bitmez susuzluğumuz
Kahır değil direncimizdir acımız
Açar açar da çoğalırız.
Bir köy mezarlığında gömülmeyi isterim
Ağaçlar arasında bir çukura bırakın bedenimi
Başımda basit bir taş olsun yeter
Üstümde yeşeren otlara dokunmayın
Bulutlar beklesin gençlik günlerimi
Rüzgar örtsün acılarımı
Kuşlar tarasın saçlarımı
Bir köy mezarlığına bırakın
Kimse uyandırmasın beni.
Bir de tersinden bak hayata olamaz mı?
Bak bir çocuk nasıl gülüyor küskün kalabalığın içinde
Çamurlar arasından çıkıp gelen arınmış bir su gibi
Damlalar nasıl besliyor koskoca gölleri
Yeşeren bağ çubuğu dayanıp ayaza
Yeniden büyütüyor meyvesini
Bir anne sevinçle gezdiriyor çocuğunu
Nasıl değişiyor yaprakların rengi biraz daha
Nasıl sevinçle oynuyor okul bahçesinde çocuklar
Bak nasıl dönüyor grevci işçiler evlerine
Kazandıklarını almanın neşesiyle
Bir de böyle bak çileyle yaşadıklarımıza
Hücresinde duvara asılmış umuda bakana
Her şeyi göze alıp yetiştirmek için haberi
Kalemine sarılan gazeteciye
Öğrencilerine ayakta durmayı da öğreten hocaya
Bir de böyle tersinden bak hayata.
Kara örtüsünü giyinmiş zemheri bir kış
Oysa ağaçlar yeniden çiçeklenmiştir
Kuş kanadı çırpıntısında uzamış dallar,
düşülmüştür yollara
Çocuklar için özlenmiş yarınların
esintisi vurmuş yüzlere
Kızıl bir rüzgar uçurmuş gölgeleri
Biliyorum hızlanacak adımlar
Yırtılacak korkunun örtüleri
Yeni bir sabahın baharında uyanır gibi
dolduracak artık neşemiz sokakları.
Mart 2025
Dalları eğik yaşlı ağaçlara bakarken
huzurlu bir ufuk çizgisinde
aklımdan geçti yaşanmış yıllarım.
Bilsem bir ömür böyle geçecek,
sessiz bir bulut gibi
beklerdim başlarında.
Arındım bütün ağırlıklardan,
vakur bir sessizliğe
gizledim kendimi.
Sonra açık denizlerin
çok uzak kıyılarında karşıladım
yalın bir sevinci.
Gözlerinden tutabildim seni
Tonlarca kötülük üstümüzde
Kurtulsam ne olur diye bağırdım sen yoksan
Soğumuş ellerin saplanmışsa içime
Kar taneleri gibi yıldızlar
Yalnızlığı serpiyor üstüme
Kanadı kırık bekleyişlerim
Çaresizlikten değildir
Kötülüklere zincirlenmişse
Taşın altı oda, duvar pencere ise
Kim ağlar ki bizim kadar kim ağlar
Karanlık yapışmış tenimize
Geçmese bile geçmiş olsun diyorum
hapishaneden çıkan arkadaşıma.
Soğuk havanın kekremsi tadı
kalmış aklımda.
Bir türlü açmıyor yıl başı çiçeğim
darılmış besbelli.
Buzulların örttüğü bir hayata
katlanıp duruyoruz
Torunum yüzünden odaya yayılan
iyimserlik bir yanda.
Bağırmak istiyorum bağıramıyorum
hava kurşun gibi ağır şairin dediği gibi.
......
Ovada inliyordu yağmur
Deniz gülüyordu küskünlere
Gülsün halime de
Günahlarıma, sevaplarıma
Aldırmam, alayına.
Sonra kendine çeksin yıldızlar beni
Yağmurla dolsun ormanlarım
Derinlerime işlesin su
Kavrulmuş köklerime
Nehirlerimle birleşsin sonra
Korkuluklar vardır hep kapatır yolları
aşkı, sevdayı zincire vurur
insanı zavallı yerine koyan
söz dinlemez o karanlıklar.
Artık elinden tutulmaz yarınlar
uçurtmaları süzülmeyen baharda
üzgün bir pınar,
sahipsiz eşyalar gibi kalacaktır.
Böyle büyür arkamızdan
bize benzemez çocuklar
yeni ülkelerine uçarlar
ama sarışın, ama mavi kanatlarından.
Korkuluklar ve biz kalırız
günahlarımızla yanan otlarla
dönmelerini konuşup,
bakarız arkalarından.
Bir tek o kaldı
o kaldı yanımızda
Küçülmüş kazaklarımızdan söktüğü ipleri
Yeniden örerdi annem
Bizi giydirmek için.
Zaman sökülmüş ipler miydi
Giyilmiş bir kazaktan
Örüp duruyorduk yeniden.
Görmediniz ki
"Büyümez ölü çocuklar"
Eyy mahalleli
Kapıları kilitli
Çalsanız bile açılmaz
Bağırsanız duyulmaz
Öylece uyur beş kardeş
Yırtık bir gecenin kucağında
Açlıkla dolu gözleri
Analarını beklerler
Baba hapiste
havada daireler çizerek
göçen leylekleri gördüm
her dönüşlerinde kirlenmiş ülkelerine
acıyarak mı bakıyorlardı
biraz daha azalarak
biraz daha küserek
Böyledir işte yaz
bir ömür gibi
parlar ve söner hep
yazdan kalan kuru otlar tutuşur birden
bulutlar kapatır göğü
kış yağmurları
yeni bir yazı besler durmadan
sen göremezsin bunu
Ansızın yaşanır sararmış yaprak renginde
Kollarında taşıdığın
Zaman ötesi bir sevinç
Dostlarla dolu bir sofrada
Neresinde ömrünün bilmediğin
Bir çağlayanın sesinde
Hayata bağlanmayı öğretir
tutuşmuş sonbaharın renkleriyle
Kucakla onu
Vazgeçtiğin denizler karşılar seni
kurumuş otların sahilinde
Başka hayalde
Neredesin menekşe yüzlüm
Hangi taşlara gizlenmiş saçın
Hangi sulara gömülü gözlerin
Nasıl kaybettiler izini.
Sorsak ne diyeceklerdir
Nasıl örtecekler ayıplarını
Elbirliği edilmiş
Kötülüğün bulaşıcı yeminiyle.
Kimden korkuyorlarsa
Neden saklıyorlarsa
Günahları sığmaz yere göğe.
Ekinler öfkeli ayazda kalmış gibi
Açmaz oldu yazın pamuk tarlaları
Neden susuyorlardır neden
Ah menekşe yüzlüm
Yere eğilmiş dalım
Kurumuş yarınlarım
Küskün çiçeğim
Kara ggözlüm benim
Sen biliyorsundur her şeyi .
Ne desem bilemedim
annesinin elinden kopunca Vera
Baktı babasına giden yola
tel örgülerin arkasında
Bir masal kahramanıydı babası
incilerle süslü kolyeyi boynuna takınca
Uzun yolculuklarda çiçekler
böyle açardı uzun saçlı çocuklara
Gece ışığını denize ödünç verir
Vera'nın rüyaları yansırdı sulara
Kuşların bir bildiği vardı
mektuplar yazardı küçük elleriyle babasına
bana gökyüzünü getir derdi
Önce haftalar, sonra aylar geçti,
kaç bahar daha boyu uzadı umutlarla
Düğümler çözülünce
babası gelecekti yanına
Anlattığı masal güzel bitecekti.
Kervan geçmez bir yerde
susuz ve aç kalabilirim artık
Sonsuza kadar bekleyebilirim
doğacak bütün çocukları.
Yeni biçilmiş otların kokusunu giyindim
Sürülmüş toprakların uykusunda
Sizi uyandıran ışıkta gizledim kendimi.
Sabahın serinliğinde yola çıkan
küçük telaşınızdayım artık
Hatırlamanız için beni.
Sevdiğiniz gülün rengiyim
kapınızda karşılanmış sevinçler gibi
Arkanızdan yürüyen gölgeyim şimdi.
Silmeyin yüzümdeki savaş boyalarını. Sakın silmeyin Bırakın kalsın tamtam sesleri ve tenimde isyan.