Umudun kırıldıysa
Kırlangıç yuvalarına bak
Nasıl telaşlılar bilsen
Sığırcıklar yine geldiler bu sabah
Aynı ağaca kondular
Sonra gittiler
Umudun kırıldıysa
Kırlangıç yuvalarına bak
Nasıl telaşlılar bilsen
Sığırcıklar yine geldiler bu sabah
Aynı ağaca kondular
Sonra gittiler
Bedenimdeki bilinmeyen ateş
nereye sürükler beni peşinden?
Bütün sırlarını fısıldadı bana
Yok oluşumda eriyen.
Sözüm geçmiyor zamana
Varlığımı kaplayan o ruha.
Söz dinle ve sus ebediyete kadar
Bütün denizler şahit buna.
(2021 Aralık)
De ki nedir sihir
Günler yorgunsa
Aydınlığa çıkmak için
İçimizden silinmez
Unutulmamış acılar
Elini ver gülümse
De ki zamanıdır
Yaraları sarmanın
Perçemli gülüşü sabahın
Sevgi sağnağında
De ki her günün
Bir anlamı olmalı
Her başlangıçta
Elini ver hadi gülümse
(2021)
Her söz maviye çalar
Aynı kapıdan geçer
Aynı yoldan yürür bu sıralar.
Her söz maviye yoldaş
Sizin gibi güleç
Sizin gibi ağlar bu sıralar.
Her söz maviye koşar
Tutkudur bağlanır
Sevda ile arınır bu sıralar.
Her söz maviyle yazılır
Çözülür zincirinden
Akar
Sonra öğrendim ki
Deniz başka maviymiş bildiğimden
Gözlerin başka ela
Ama zorluğa katlanmak da kolaymış
Acıya katlanmak
Suyun emilmesi gibi toprakta.
A. GÜRE ( Kasım 2021)
Nereye mavi deniz?
Ekmek almaya çocuk.
Balıkçılar nerede?
Bulutlara gizlendiler
Kayıkları ne yaptılar?
Dağlara çektiler.
Biri sonsuza seslendi -
Al şu gölü bekletme buralarda
İnce bir yol açıldı denize
Göl boşaldı.
Sen olmasaydın sen
sabahları erken uyanmazdım böyle
denizi, gökyüzünü ve seni özleyerek.
Martılara takılmazdı gözlerim.
Yüzümdeki çizgilere bakıp kahırlanmazdım.
Bu kadar sık yaptırmazdım sağlık kontrollerimi
hastalanmak umrumda olmazdı.
Yılları eksilmiş hayatımın diye üzülmezdim.
Sen yoksan yanımda
gardropta ütülenmemiş bir gömlek gibi beklerdim yalnızlığı
sokaklarda gezmek geçmezdi içimden.
Sen olmasan çok şey yaşanmazdı.
Rüzgarlar, fırtınalar olmazdı hayatımda
ayrılık acıları da.
Bu kadar bağlanmayı öğrenmezdim
yaprakları kurumus bir çalı gibi kala kala
savrulan rüzgarda.
Akın Güre
Gün aydınlığa bitişince öptüm
Karşımdaki gümüşten denizi
İçinde motor sesleri balıkçıların
Toplarken ağlarını
Hayata ilmik ilmik bağlandım
Kuş kanadında ilk çırpıntısı sabahın
Erkenden uyanışı yaprakların
Gün açmış kollarını
Öpüşün esintisi sabahın
İlk adımları duvara tırmanan sarmaşığın
Yaşamanın bir ağırlığı varsa işte budur
En güzel yerinden
Salınır içime.
En çok uzaktan kokusuna aldandım gülün
Aldanınca daha çok sevdim
Hep çocuk kalmak mutlu olmak gibi
hayalimdeki uçurtmanın peşinde.
Ben ona aşıktım, beklerken mutluydum
Aşk kapıyı aralardı, giremezdim
aldanmak güzeldi.
Ben yalan söyleyemezdim, inanmazdı
Kovulsam da güzeldi.
Önce ben vurulur, önce ben ölürdüm
Oyunun kuralı derlerdi.
Bütün güller güzeldi
Ben en çok onu sevdim.
Rengi kokusundan gelirdi
Saçları ve gözleri kokusundan.
Derinliğine çekerdi beni
İçimden öperdim
Aldanmak güzeldi.
Her ağaçta dikili sevdamız
Güneş dolu içkilerimiz
Dolup taşıyoruz yana yana
Yalan yok bunda
Bulutlara yükledik yağmurları
Bir daha gelmesek de hayata
Öyle maviye yakışıyor ki toprak şu zeytinlik
Öyle çoğalıyor ki aramızda
Şeytanın ayağını kırdık sonunda
Ne uzaklar kaldı, ne imkansızlıklar
Olduğumuz kadarıyla
Bu oyun bitmesin diye
Bitmesin diye bu kahkaha
Açık bir gökyüzü içimiz
Ya da açık denizdeyiz
Ne kadar kendimizsek
O kadar duru sevincimiz
Hangi rengi koysak yan yana
Cunda'ya giden bir yolda
Ilgın ağaçlarının altına gizlenmiş
Ömrü kısacık bir göl vardır bu aylarda.
Ilgınların dalları göle değer
Gökyüzüyle buluşur suda.
Üç ördek gizlendikleri kuytudan çıkarlar
Gölde uzun uzun yüzerler
Bataklığın otları arasından sessizce yaklaşıp
Onları seyrederim uzaktan.
Sonra kayalık sahile inerim
Karşımdaki tepelere bakarım
Gölden havalanmış üç ördek
Üstümden geçerler.
Yol birden ıssızlaşır
Gölle baş başa kalırım.
Üşüyordum karlar içinde bir geceydi
Homurtuyla yol alan trenin
tek kişilik kompartımanında
gök yüzü buz kesmişti
ay da.
Ayaklarım sokulacak bir ayak arıyordu
oysa yalnızdım
yatağım soğuk.
Upuzun geçen bir kış kalmıştı geride
sevdiğim kadınla yaşanmış günlerin
gelincik tarlası gibi anıları vardı aklımda.
Uzun geçitlerin karanlığında
dayanmayı öğretmişti bana yolculuklar
bilmediğim bir şehre taşıyordu beni.
Umutlanıyordum hala
bildik uçurumların kenarından geçerken
ısıtacak bir ayak arıyordum
ve hala gidilecek başka bir yer.
Dışarıda bitmeyen bir soğuk,
uzaklarda özlediğim kadın ve sonsuzluk.
Perdenin aralığından giren ışık
Ezip geçtiğin yıllara meydan okur
Esintiyi bekleyen yaprak
Okunacak yeni bir kitap olur
Koklanacak saçlar gibi karşında.
Her şey aynı fotoğrafta
Zaman değişmemiş
Soyunmuş duru güzelliğinde
Tutun ona bırakma.
Ne kadar seversen
O kadar koşarsın.
Bu meydan okuma senden yanadır
Unutma.
Yasaklara rağmen cemre havaya düştü
Göçmen kuşlar yoldadır
Baharlar yine açtı
Yasak dinlemez onlar.
Serçeler toplanır dallarda ötüşürler
Yasak dinlemez onlar.
Yasaklara isyan eder yüzün
Her bakışımda yasak dinlemez güzelliğin.
Yasaklara rağmen hala aşığım sana
Yasak dinlemez yüreğim.
Yasaklara rağmen o kadar güzel ki gözlerin
Yasak dinlemez onlar.
Yasaklara rağmen mevsim bahardır
Karlar erimiştir
Su yürür dallarına ağaçların tomurcuklanır
Yasak dinlemez sular.
Kulağını ver ayak seslerine
Yasak dinlemez onlar.
Cemre düştü toprağa
Yasaklar kalkmadan ekinler yoldadır
Yasak dinlemez onlar.
En kötüsü
Şaşırmamaktır olup bitene
Kanıksamak her şeyi.
Oysa itirazın olmalı
soluğunda akladığın
yumruğunla.
(Şubat 2021)
Yağmurların bıraktığı
Toprak kokusu kaldı içimde
Sokakların boşluğunu örten sevinç
Sığındığım mutlulukta
Hep aynı ürperti
Hep aynı bekleyiş yağmurlardan sonra
Bulutlar dağıldı
Sokaklar yine doldu
Ardından da güneş.
(Kasım 2020)
Önce ağaçlar öldü
Sonra dereler arkalarından
Ağaç yarasından.
Çünkü çok hoyrat ellerimiz var
Çok keskin nişancılar
Ağaçları vurdular.
Kuşlar göçtü yangından
Bir çöl susuzluğu savurdu
Neden niçin diye sormadan.
Ne oyun bahçeleri
Ne kuşlara yuva kaldı
Her yer sel yangını, batak.
Önce ağaçlar öldü
Sonra biz arkalarından.
Birçok isimleri vardı onların
Bazıları çocuk denecek yaştaydı
Bazıları delikanlı
Uçsuz bucaksız bir derya
Sönmemiş bir kor
Susuz bir toprak gibiydiler.
Uzun bir yoldan gelip
Uzun bir yola koyulmuşlardı
Pençe pençe izleri yaralarından
Hiç silinmedi.
Bahar da geçer sevdam
Özlem de biter
Dert de
Sarılınca sana.
Ama ne zaman
Bir türkü duysam
İçim yeşerir yeniden
Tutulurum sana.
Kaldığı yerden devam etmeli her şey
yalnızlıklar insanın yorgunluğu
Yeniden buluşalım iyisi
Yüzümüze vuran serinlik gibi karşıla beni
Bak çayını içebelirim yanında
Bu temiz örtülerle oturduğumuz masa
Anlat nasıl başladığını ve hiç bitmediğini
Bak bu ilmikten geçirdim her şeyi
Diz yan yana geçmişi
Bağla sımsıkı geleceği
Her şey durduğu yerde ve kaldığı kadar iyi
Gelirken anlattığım gibi.
Kaçınılmaz bir yalnızlık var -
anlaşılmaz ayırır sizi
bile bile göze almak suçlanmayı
doğrucu olmak uğruna
tek başına
sorular güven verir bana
Bilirim ki azlıktan doğar çokluğun kazandıkları
Ve
böyle yazılır tarihin doğruları
Akıyordu su
Göğün kaynağından
Emek yeşerdi
Çoğaldıkça birikti
Biriktikçe güçlendi
Ufkun güzelliği.
Kucağımızda çocuk
Hayallerimizi besleyen
akan su
sesini verdi ışıyan geceye.
Silmeyin yüzümdeki savaş boyalarını. Sakın silmeyin Bırakın kalsın tamtam sesleri ve tenimde isyan.