Edirne'deyiz, puslu bir hava
Meriç hırçındır, bulanır suları
Kimse kaldıramaz yerden
Öyle ağır yükü acının
Böyle yaşanmıştır Edirne'de üç yıl.
Edirne'de bir Eylül sabahı
Radyodaki ses kapında
Çatılır silahlar, ev basılır
Kitaplar toplanır
Meriç derin uykudadır
Ellerin bağlı
Gözlerin kapalı
Dört duvar gecedir gündüz
Hüküm verilmiştir.
Edirne'deyim vakit sonbahar
Kırmızı yakışmaz bu şehre
Sokaklar boşalmış
Akan kan durmuştur
Başka türlü çalar davullar
Kimilerin acısı kimilerin sevincidir
Vurulur ha vurulur
Emeğin köleleliği kurulmuştur.
Meriç böyle akmış yıllardır
Böyle eğilmiş söğütler
Suyun rengi çalınmış
Toprak küllenmiştir
Edirne şimdi sessiz
Saklanırsın kendinden
Kah korkar kah ağlarsın
Bir yaban gibi kopmuş dağından
Yolun uzun yolun yokuşlu
Kaç yıl daha geçecek
Ne beklenir yarından
Eğilmiş söğütlere nasıl anlatılır
Nasıl söylenir unutulmayan şarkılar.
Nasıl gidilir Edirne’ye
Göz yaşlarım kapatmış yolu
Bıraktığım yerde midir
Kapalı çarşıda kokladığım hava
Yürüdüğümüz yolları Karaağacın
Nasıl giderim Edirne’ye bir daha
Bunları sordum kendime
Günlüğümdeki sayfada.

.jpeg)
.jpeg)

.jpeg)