Işığın etrafında dönüyor kelebek
çaresiz kanat çırpmalar
gölgemdeki büyük yalnızlığım gibi.
Her sabah böyle uyanıyorum
çıplak dallarına ağacın
konsun diye serçeler.
Eğilip akan suya dokunuyorum
günün savruk perişanlığı
başladı yine.
Işığın etrafında dönüyor kelebek
çaresiz kanat çırpmalar
gölgemdeki büyük yalnızlığım gibi.
Her sabah böyle uyanıyorum
çıplak dallarına ağacın
konsun diye serçeler.
Eğilip akan suya dokunuyorum
günün savruk perişanlığı
başladı yine.
Bilmiyorum, o boşlukları nasıl doldurmalı şimdi.
Dağılmalı endişeler, korkunun arkasında dizili çaresizliği, kimler yalanlar.
Aksın gürül gürül onlar.
Söz eğilmesin, mahcup, korkak kalmasınlar. Cesaret sağılsın
Yoksa, başka yolu yok yaşamanın.
Savun soylu direncini. Kalk, yüzünü yıka kuytuda bekleyen yüreğinde doğrularla.
Yoksa, barbarlar kıyacak yine çocuklara.
Yine dayanamayıp
O sakladığım tohumu
Ekiyorum avucuma
Yeşermesini bekliyorum
Yeni bir rüzgarda açsın diye
Dışarda hava soğuk
Ben yorganın altında
Perdenin aralığından soluk bir ışık
Bir serçe sesi üşüyen omzumda
Kanatlanıp duruyor boyuna
Kolay değil kabullenmek
Ama yaz bitti sonunda
Takıl göçmen kuşların arkasına
Vaktidir artık
Tası tarağı toplamanın
Üstümüze serildi sonbahar
Vedalaş denizin mavisiyle,
Bütün yaz iyi geldi sana
Hoşçakal de kumrulara,
Yuvalarını kurdular sonunda
Toprağını havalandır kayısının,
Rüzgar epey hırpaladı dallarını
Ama bol meyve de verdi sana
Ortancalarını unutma budamayı,
Körpe dallarını ayır
Seneye görüşmek üzere selamlaş zakkumla,
Bütün yaz açtı sana
Yaz da bitti sonunda
Ekilecek tohumlar saklandı gelecek yaza
Kış hazırlıkları tamamlandı
Tarhana, makarna, salça
Rüzgar ve güneş yetti ucu ucuna
En son zeytinler karardı
Yaz da bitti sonunda
Buna üzüldüğün kadar
Başka şeyler de var aklında
İyi gelmiyor sana bu havalar
Solgun bir yüzü andıran yaz,
Bu yitirilmiş zaman
Kaybedilenleri hatırlatıyor
Sürünür gibi yaşamak ağır geliyor sana
Arkandan kovalıyor rüzgar
Hadi vedalaş onunla
Yaz bitti sonunda
Nereye gömerseniz beni
Bilin ki yeşeririm orada
Nasıl kazdıysam toprağı
Bir gün çıkmasını bilirim
Nereye gömerseniz beni
Bilin ki güneşi görürüm hala
Nasıl kazdıysam karanlığı
Bir gün kurtulmayı bilirim
Nereye gömerseniz beni
Bilin ki soluğum dağlarda yaşar
Nasıl kazdıysam kayaları
Bir gün kavuşmayı bilirim
Nereye gömerseniz beni
Bilin ki yanınızda açan çiçeğim
Nasıl döküldüyse yapraklarım
Bir gün çoğalmayı bilirim
Nereye gömerseniz beni
Bilin ki içinizdeki alevim
Nasıl elmasa çevirdiysem taşı
Bir gün yeniden doğmayı bilirim
Saçlarına konan serçeler midir Amini
Şimdi dolduran sokakları
Dağ kükredi gök kükredi sonra
Bütün kadınlar kesti saçlarını
Gözlerini kapadığında
Açıldı bütün peçeler
Ellerin deniz kokusu mu Amini
Dağ kükredi gök kükredi sonra
Şimdi gökyüzü çağrılıyor adınla Amini
Genç bir kadın öldürülmüş
Saçlarından tutuştu dünya
Dağ kükredi gök kükredi sonra
Ellerimiz kelepçeli
gözlerimiz kilitlenmiş bekliyoruz
toprak sessizliğe gömülecek mi yine
boyunları bükük yaşlılar
zorbalar gelecek diyorlar
Dinledim içimizde biriken
ekilmemiş topraklar kadar
uzun terk edilmişiliği.
Nereye konsun ki göçmen kuşlar
yeşersin başaklar diye
nasıl yoğrulursa hamur
nasıl bölüşülürse ekmek
nasıl geceden açarsa çiçek
vakti gelmedi mi daha.
Bunları düşündüm boyuna
yıkadım yüzümü gökyüzüyle
ses verdim duyulsun diye
zorbalar gelemez artık buraya
Siz bakmayın yaşlılara
hiç bir yasak küllendiremez
bir çocuğun kalbinde yeşeren çiçeği.
dün gibi geçecek bir güne
merhaba diyemiyorum
kümesin tavuğu olamıyorum
bir türlü
yumurtlamanın sevincini duyuran
ağını umutla akşamdan denize serpen
başka bir sabaha uyanmak isterdim
o balıkçı gibi
ama olamıyorum işte!
kabahat kimde mi?
sorulması en kolay soruları
yapamadıklarından seçtin yine
yenilgiyi kabullenmek mi bu
bile bile
korkak savaşçı!
huzurlu sandığın o gölgede uyukla daha
dün gibi geçecek bir güne
sayıkladığın umutlarla uyanmadan
yıka ellerini ve anla
arın ki yalnızlıktan
doğacak bir günü karşılamayı
o zaman hak edersin unutma!
Edirne'deyiz, puslu bir hava
Meriç hırçındır, bulanır suları
Kimse kaldıramaz yerden
Öyle ağır yükü acının
Böyle yaşanmıştır Edirne'de üç yıl.
Edirne'de bir Eylül sabahı
Radyodaki ses kapında
Çatılır silahlar, ev basılır
Kitaplar toplanır
Meriç derin uykudadır
Ellerin bağlı
Gözlerin kapalı
Dört duvar gecedir gündüz
Hüküm verilmiştir.
Edirne'deyim vakit sonbahar
Kırmızı yakışmaz bu şehre
Sokaklar boşalmış
Akan kan durmuştur
Başka türlü çalar davullar
Kimilerin acısı kimilerin sevincidir
Vurulur ha vurulur
Emeğin köleleliği kurulmuştur.
Meriç böyle akmış yıllardır
Böyle eğilmiş söğütler
Suyun rengi çalınmış
Toprak küllenmiştir
Edirne şimdi sessiz
Saklanırsın kendinden
Kah korkar kah ağlarsın
Bir yaban gibi kopmuş dağından
Yolun uzun yolun yokuşlu
Kaç yıl daha geçecek
Ne beklenir yarından
Eğilmiş söğütlere nasıl anlatılır
Nasıl söylenir unutulmayan şarkılar.
Nasıl gidilir Edirne’ye
Göz yaşlarım kapatmış yolu
Bıraktığım yerde midir
Kapalı çarşıda kokladığım hava
Yürüdüğümüz yolları Karaağacın
Nasıl giderim Edirne’ye bir daha
Bunları sordum kendime
Günlüğümdeki sayfada.
Gidelim derdin giderdik
sen geldiğin yerleri özlerdin
Gece mavi dağları aşardık
yakındı içimize kuşlar
Sokulurduk birbirimize
dizin dizime değerdi
Karlı geceden geçerdik.
Omzumda uyurdun,
kucağımda çocuğumuzla
yıldızlara bakardım
her yer beyaz her yer yüzün
Bak ne güzel bahçe, ne güzel evimiz
İyi insanlardı komşularımız.
O küçük evi doldurduk birer ikişer
en güzelini sen seçerdin
yeni örtüler, yeni yastıklar
balkonda çiçekler
Belki bir gün döneriz derdin - canlanırlardı.
Göğe bakardık ikimiz içindi gök
Hanımeli koklardık ikimiz içindi hanımeli
Balkonda şehir ışıl ışıl
Küçüktü evimiz, küçücüktü masamız
üzeri dopdolu
En güzeli senin olmandı.
Gidelim derdin giderdik
Saçlarının kokusundan anlardım
Sen varsan ayrılıklar güzeldi
Sabretmeyi sen öğrettin
Elini ver göğe bak derdim
Yeter ki ayrılma yanımdan.
(Ayvalık, 2021)
sonra bozuldu çardak
göçmen kuşlar geçti üstümüzden
bahçede havuzun suyu çekildi
imgeler dondu soğukta
yaşatmak için korlanmış ateşi
kimi bulacaksın şimdi yanında.
sonra uzaktan baktık vadiye inen suya
beklemiştik başında yıllarca
aynı çardak kurulsun istedik
bir efsanede yazılıydı adlarımız
her bahar anıldık yakılan ateşte
böyle okundu ağıtlarımız
böyle saklandı niyet taşı.
sonra dağıldı sofralar
her yerde çaresizlik
dilekler değil üzüntüler
hayal kırıklığı ve yenilgiler
bağlandı dallara
böyleydi işte perişanlığımız
karanlığa kilitleyip kendimizi
göçtük başka yıldızlara.
(2022)
Bir ada yolculuğunda ışığın peşinde
denizden kokusunu alan rüzgar
dağılan parçalarımı birleştiriyor
Uzaklara çekiyor beni sevdalarım
tutunacak yeni dallar buluyorum
arkasına gizlenmiş bir koyda
Sonra bir kumsalda, yıldızların sularda
yüzdüğü bir gece, yürüyorum
uysal sevincimi takarak koluma
fırtına günlerdir kesilmedi
yıllarca sürecek diyor birileri
beklediğimiz kuşlar gelmedi
belli ki yakınımızda değiller
nasıl anlatmalı onlara başımıza gelenleri
yaprakları erken sarardı bu yaz
nefes alamayacak ağaçlar
toprak çatlamış
belki yıllarca sürecek diyor birileri
sular kaçmış derinlere
bütün canlılar gizlenmiş
fırtına sallıyor her yeri
uğultusu bir deprem günlerdir
belki yıllarca sürecek diyor birileri
kapı pencere açılmıyor korkudan
kimse soramıyor kuşlar nerede
nereye saklandılar
bildikleri ne
Beni pek tanımazlar, bilirim
Şehir ezberimdedir oysa
Yollar anımsar beni.
Dingiloğlu parkında babaannem ve kızanı
Akşam kararmadan daha
Ağaçlarda uykuya dalmadan kargalar
Ezan henüz okunmamış
İki kaşık dondurma bolcasından
Artık mutludurlar.
Parkın ateş çiçekleri geceye hazırlanır
Ve kapı çalınır yaprak hışırtısında
Gök kızıllanır, mavileşir ardından
Bilirim böyle akşamlarda yeşerir yediveren
İçimde muska gibi bir sevinç. Gül kokusundan
Onunla yaşamak isterim hep.
Beni tanıyan pek kalmadı buralarda
Gövdesi yarılmış bir çınarım artık
Dallarım gövermiş
Gölgem uzamış arkamda.
Kalacak yerim yok
Devrilmiş eski Bulgar evi
Dibinden kesili ağaçlar bahçede
Yollar yuttu kapımızı, penceremizi
Önce amcam öldü sonra herkes.
Beni tanımaz çoğu kimse
Zaman ak bir bulut gibi çizilmiş göğe
Ben hala çocukluğuma giyinirim
Saklanırım büyüdüğüm gölgeme.
Hiç unutmadım Sevgi ablanın bakışlarını.
Böyle desinler arkamdan
Bilinmeyen kokularla okunmuş diye
Ve kavak hışırtılarını duymak isterim.
Söyleyin hatırlayanlara
Elinde tahta kılıcıyla
Kahraman şövalyesiyim çocukluğumun.
En çok kara treni özledim
Gittiğim yerlere taşıdım sesini.
Ayrılıklara alışmayı öğretti bana
Gidip de gelmemeyi
Ama kaçmayı değil.
Böyle desinler arkamdan
Hasırlar tutuşsun göğe
Üstünden atlansın ateşin.
Niyetler çözülsün boğumundan
Düğün, dernek göğe varalım
Olmasak da
Olsak da buralarda.
Geldim hikayemin başına
Bir çiçek bıraktım
Beni var eden çocukluğa.
Suyunu doldurdum kuşların
Bizi hatırlasınlar diye.
Böyle yazılmış muska.
Umudun bekçisi ak bulutlara
Yaslanıp ağladım yine bu sabah
Aynı hüzün serpildi içime
Neden böyle geçer günler
Aynı haberler akıyor alt yazıda
Yüzler asık, gözler yerde
Neden bu acımasızlık
Yükü ağır nefesin
Uzar gider, ezer geçer hayatı yokuşlar
Dayanacak takatı yok
Beklemeye sabrı yok
Aşınmış kayaların
Umudun bekçisi ak bulutlara seslendim
Al rüzgarını kurtar bizi dağılmışlıktan
Kendimizi çaresiz sanmaktan,
Kandırmaktan kurtar bizi
Can suyu ol yorgunluğa, usanmışlığa
Neşemizi, şarkıları al da gel
Deniz ışısın cesaretimizle
Güven versin kumrunun sesi
Yoksa susmayacak bu çığlık
Yaramız kapanmayacak.
Ey Gölmarmara Gölmarmara
Nerede öpülesi yüzün
Su kuşları da unuttu seni
Gümüş balıklarını bilen yok
Gökyüzü özledi arkadaşını
Ömüründen sadece
Çatlamış toprağın kaldı
Hayat damarları kesilmiş canlıların
Gidecek yerleri yok
Göçün yokluk anlamı
Ne bulut kalır ne özlem
Kuş geçmez asırlar geçer
Ekin ekilmez o yerde
Umutsuzluk saklanır derin bir kuyuda
Başında bekler ağıt çığlıkları
Galaksiden çekilen
fotoğrafa bakıyorum,
merkezinde tuhaf bir yıldız
dolduruyor sonsuzluğu.
nasıl etkiler bu hayatımızı
doğrusu bilemiyorum.
Soruyorum kendime soruyorum da yanıtını bulamıyorum.
Bir zamansızlığın
durduğu yerde biz
ve o tuhaf yıldız.
Ama basit bir sırrı var
galaksinin
buna evrim deniyor
ve hoşuma gidiyor bu.
Suyun kıpırdamasıyla başlayan
bir ışık hızıyla, karıma
- seni seviyorum, diyorum.
Köhne dünyayı değiştirmek için iyi bir başlangıç olmalı bu.
Kaç ışık yılından beri böyle,
imgeler sözün rüyasıdır.
Nereden giriyor bu soğuk hava
Bu tedirginliğin hangi aralıktan doluyor içine
Yalnızlığın boş bir masa gibi
Yağmur birikintileri
Güneş serpintileri
Kenarda bekliyor seni telaşla.
Hafızandan silinmiş çocuk uçurtmaları
Beslediğin hayaller
Nasıl aydınlatırdı yüzünü
Bir zamanlar
Dışındasın içindeyken hayatın
Bildiklerin el vermemiş - ne fayda
Belki böyle kalacak
Başındaki yazılı bir taşta.
Eskiyen bşr yanım yok
Nasıl gömdüm düşlerimi bilsen
Nasıl
kıydım canıma
Ellerim
paramparça
Yüreğim
paramparça
Kıydım canıma
Vurdum
kendimi
Aktı
nehir gölgemle
Söğüt eğildi hüzünle
Bıçağımı
sapladım göğsüme
Nasıl
gömdüm düşlerimi bilsen
Hayır
bende kalsın sırrı ölümün
Sen
kaldır küllerimi yerden
Görmeden
kimse
Hatta
gökten düşmeden umudun
Denizleri
olmayan bir ülkeye göm beni
Tan
ağırmadan
Horozlar
ötmeden
Nasıl
gömdüm düşlerimi bilsen
Sana
yazdım bu mektubu
Çorak
toprağımdan
Sığındığım
geceden
Sen
ört üstümü
Gizle
ayıbımı
Kimse
okumasın bu mektubu
Beni
boş ver
Soluğunda
sakla hep yumruğunu
Dokunduğum yerde mutlu bir esinti
Kendine bağlar seni
İşte yine başladı aynı kumru sesi
Yine
Ayvalık'dasın
Güneş
vurmuş yüzüne
Aynı
kıyıda denizle baş başa
Sokak
selamını aldı bile
Bahçenin
boylanmış otları
Toprağın
bütün canları
Hayallerinin
ortasındadır
Sana
merhaba diyor
Burada
olmak iyi geliyor sana
Değiştirmeye
yetmese de her şeyi
Cesaret
veriyor kumrunun sesi
Hala
bir umut var mı
Yine
Ayvalık'dayım işte
Geldim
toplamaya dağınıklığımı
Üstünü
örtmeye üşüyen yerlerimin
Acısını
dindirmeye.
Hatırlanacaktır o vapur sesleri
Beşiktaş' ta bir yaz durağı evi
bir dönenceyi yaşamak için gelmeyegör
Ayvalık'da nasıl uyanır sular maviye
yeşil
nasıl giyinir ağaca
bütün
kıyıları toplamayagör
kıvrımlarından dönmeyegör
nasıl doğduğunu bütün koyların adalara
çık
yükseklerde bir masaya otur
bir çay söyle kendine
göğe
bak ulaştığın göğe
sevdana
akan çiçeğe
yudumunda
çoğalt Ayvalığı
bir
martı kanadından beyaza giydir onu
ölümüne
sev sonra ayırma yanından
de ki ayvalık'da bir ekinoks böyle yaşanır
dilim
dilim büyür sevdalar paylaştığın kadar
gün durmadan uzar anlamadan zamanı
yaşlanmak
ne umurumda!
#gidiyorlar ve #gidecekler
güzel
yurdumdan
Kökleri
kurutan güveler
Zeytinimi
kıran gölgeler
#gidecekler
elbet birgün
Bahar
nasıl gelirse memleketime
Bir
çocuğun sarı saçlarından
Bir
çocuğun gözlerinden
dolacak
ülkeme
Özgürlük
ve kardeşliğin türküleri
#gidiyorlar
sonunda yurdumdan
Sabahın
şefkatli ellerinden
Bir
kumru sesi
damlıyor hayatımıza
Elbet #gidecekler
Ölürse ten ölür
kalan başka tenlerdir.
Dökülen kurumuş yaprakların
üzerlerine
basılıp geçilir
toprak ekilir yeniden
kül olur dökülür denize
bazen
yükselen alev olur gökyüzüne
ama
bu değiştirmez
ölen
tenin yoksunluğunu.
Yeniden biçilir tarlalar
su kenarlarında canlanır çiçekler
teninin sıcaklığı çoktan yola düzülmüştür
yeni giysilerini giyer ağaçlar.
Hep böyle olur
ölürse ten ölür
kalan başka tenlerdir.
Gecenin sabaha en yakın yerinde
Soyulmuş olsun portakal
Ortasından yarılmış nar
Sis
dağılmış
Sabaha en yakın yerinde
Karşıla onu
Gece
devrilmiş denize
Uyanmış börtü böcek
Ve
bütün kuşlar
Ve
bütün canlılar
İşe
koyulmuş
Dizmeye
tuğlaları
Duvar
ustaları
Çalışkan
arı
Gecenina sabaha en yakın yerinde
Birazdan
gün ağaracak.
Zifiri bir karanlık
inmiş toprağa
Bütün canlılar alemi huzursuz şimdi.
Göçebe güvercinler
Uçurum kırlangıçları
Hayatımızdan silinen deniz kuşları
nerde?
Börtü böcek derinlerde
Rüzgar bir kaya kovuğunda
Alaca geyikler
ormana kaçmış.
Duyulmaz suyun şırıltısı derelerde
Semada dolaşmaz
yağmur yüklü bulutlar
Öylesine bir karanlık işte!
Bilinmez!
Nerde saklanmıştır
O alaca geyikler
Neden hala uykudadırlar?
İçinden deniz mi geçer çocuk
Munzur’un suları mısın yoksa
Hangi şahin kaçırmış yüreğini
Nasıl öksüz kaldın böyle
İçinden deniz mi geçer çocuk
Munzur'un rüyası mısın yoksa
Pülümür'den süzülüp
Fırat'ın sularında
Issız bir çığlık mısın
Nasıl dönüştün uçsuz bir maviye
Munzur’un kıyısında sor bunu
De ki görenlere
Şu Munzur’da doğurmuştur anam beni
Şu gökyüzünden inmişim
Akar da gelir sularım
Kah bir yıldızım
Kah koyu bir akşam
Dolanır dağlarda ağıtım
Munzur’un bir başı vardır
Öyle gür ki öyle dik - telaşlı
Tanıktır
Açar çiçekleri her uçurumun
Bırakmayız kimselere Munzur’u
17 Haziran 2022
Sana söz dinletemem
Bazen isyanımsın
Bazen tutkum
Açtın mı hayatımız saçılır
Perişanlığımız bir yana
Sevdalarımız bir yana.
Tutunmaya çalışırız
Alıp yakamıza takarız
Yüzümüzü yıkarız suyunla
Elem sevinç yan yana
-Artık elden ne gelirse-
Hoş geldin kır çiçeğim
Sefalar getirdin yine.
Benim saçlarım yeşil
Gözlerim siyah
Dallarım kırıldıkça uzarım
Köklerimde asırlar
Sen karasın kardeşim
Katran karası.
Güneş emanet
Toprağın suyu emanet
Çocuklar çocuğum
Yarına bakar dallarım
Sen karasın kardeşim
Katran karası.
Ah o gençlik yıllarım
Saf korkusuz isyanlarım
Tezcanlı kapılmalarım
Sadakat yeminlerim.
Beni doğuran çocukluğum
Ah bilseniz hatırlarken o günleri
Nasıl da kıskanıyorum kendimi.
Seni uyandıran serçelerin sesi midir
Sabahın sardığı ağaca konan
Gör onu sev yudumla
Ayırma yanından
Seni uyandıran ışık mıdır
Yağmurdan sonra serpilen
Sığın ona tut
Ayırma yanından
Seni uyandıran avucunda sakladığın
Bahar yeli midir
Koş arkasından yakala onu
Ayırma yanından
Ne kadar doluysa masa
Meydan aynı
Çeşme aynıdır
Sen yoksun ya
Balkona sarılmaz asman
Ne kadar doluysa odan
Bardaklar aynıdır
Fırçalar aynı
Sen yoksun ya
Kuşların konmaz yanımıza
Ne kadar doluysa sokağın
Tezgahlar aynıdır
Yüzler aynı
Sen yoksun ya
Kırılmış bir dal sesidir ağaçta
Ne kadar doluysa gece
Resimler aynıdır
Gölgeler aynı
Sen yoksun ya
Patlayan fırtınadır denizde
Ne kadar doluysa defterin
Öyküler aynıdır
Çizimler aynı
Sen yoksun ya
Gece kayar bir yıldız
Göğe baktım
Bir martı uçuşuydu
Onun kalbi
Denizi dinledim
İçime çektiğim
Onun gülüşüydü
Asırlık çınarla konuştum
Dinledim ulu dallarını
Onun eğilmezliğiydi
Bir güvercin tedirginliği
Yaşanmışlığın tortusunda
Onun gözleri
* Hrant'a saygıyla, özlemle
Umudun kırıldıysa
Kırlangıç yuvalarına bak
Nasıl telaşlılar bilsen
Sığırcıklar yine geldiler bu sabah
Aynı ağaca kondular
Sonra gittiler
Bedenimdeki bilinmeyen ateş
nereye sürükler beni peşinden?
Bütün sırlarını fısıldadı bana
Yok oluşumda eriyen.
Sözüm geçmiyor zamana
Varlığımı kaplayan o ruha.
Söz dinle ve sus ebediyete kadar
Bütün denizler şahit buna.
(2021 Aralık)
De ki nedir sihir
Günler yorgunsa
Aydınlığa çıkmak için
İçimizden silinmez
Unutulmamış acılar
Elini ver gülümse
De ki zamanıdır
Yaraları sarmanın
Perçemli gülüşü sabahın
Sevgi sağnağında
De ki her günün
Bir anlamı olmalı
Her başlangıçta
Elini ver hadi gülümse
(2021)
Her söz maviye çalar
Aynı kapıdan geçer
Aynı yoldan yürür bu sıralar.
Her söz maviye yoldaş
Sizin gibi güleç
Sizin gibi ağlar bu sıralar.
Her söz maviye koşar
Tutkudur bağlanır
Sevda ile arınır bu sıralar.
Her söz maviyle yazılır
Çözülür zincirinden
Akar
Sonra öğrendim ki
Deniz başka maviymiş bildiğimden
Gözlerin başka ela
Ama zorluğa katlanmak da kolaymış
Acıya katlanmak
Suyun emilmesi gibi toprakta.
A. GÜRE ( Kasım 2021)
Nereye mavi deniz?
Ekmek almaya çocuk.
Balıkçılar nerede?
Bulutlara gizlendiler
Kayıkları ne yaptılar?
Dağlara çektiler.
Silmeyin yüzümdeki savaş boyalarını. Sakın silmeyin Bırakın kalsın tamtam sesleri ve tenimde isyan.